bcdyzi; k t g r s z etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bcdyzi; k t g r s z etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Sınırlarımı korumasını bilirim

Yaklaşık 1 aydır başım dertte. Öyle bir dert ki, düşmanımın başına böyle bir şey gelsin istemem. Böyle yapış yapış, yılış yılış. Bir türlü gitmiyor... Ne yaptıysam olmadı, bir türlü kurtulamadım bu amına koyduğumun sümüklü böceklerinden. Baya baya mesken bellediler kapının önünü. Her gece Hera'nın su kabının etrafında toplaşıp alem yapıyorlar. Büyükleri kabın içine dalıyor, küçükleri kenardan seyrediyor falan. Onlar da analarının babalarının yanında içemiyorlar heralde.

Toplayıp toplayıp komşunun bahçesine sallıyorum, sonraki gece yine bizdeler pezevenkler. Geçenlerde sırf bunlar için ufak bi kap su koydum, bakalım ne yapacaklar diye. Sallamadılar bile, yine Hera'nın kapta takılıyorlar.

En son az önce tepemin tası attı. Topladım bunları, dizdim tek sıraya. Aldım elime tuzluğu, nasıl yalvarıyorlar "abi bokunu yiyim, gözünün yağına yumurta kıriyim yapma" falan diye. Dedim "indir o eli ayağı! bi gözüm kalmıştı yapışmadığınız ibneler!". Bunlar nasıl titriyorlar. Aldım ikisini, koydum karşılarına "izleyin ve görün". Bir kamyon tuz döktüm diğer grubun üzerine, tüm gazabımı yağdırdım. Bu ikisi nasıl altlarına sıçıyor görmeniz lazım. Aldım su kabını, yavaşça giriyorum içeri. Kapıyı kapatıcam, arkam dönük. Şöyle omuz üstü yan yan bakıp dedim ki "size yarın sabaha kadar mühlet. yarın kalktığımda da burda olursanız üzerinize kolonya döküp yakarım lan sizi, duydunuz mu yakarım!!!1".

Bakalım sabah ola hayrola. Eğer oradaysalar "dedim dedim inanmadınız, bak şimdi noldu?" geyiğini 1. elden yaşamış olacağım. Mınıırzınısiktiğimin sümüklüleri...

Şu adamı...

... "akustik ozan" diye dinledim lan ben bi yıl boyunca.. Gittim deli gibi alkol içtim mekanda, bu adamı dinledim. Sonra bi gün Power Türk'te klibini gördüm, bi garip oldum. Bi garip derken mutlu oldum, ama bi yandan da "ben bu adamı tanıyorum amınıskeyim" dedim. Öyle bi duyguya büründüm. Ondan sonra da Dailymotion'dan dinledim durdum. Öyle.

Coverlasak da mı saklasak?..

Eskileri dinlemeyi her zaman sevmişimdir. Fakat, eski şarkıların rock coverları genellikle daha çok etkilemiştir beni. Bazısı orjinalcidir, sevmez coverları. Ben nedendir bilmiyorum ama, büyük bir iştahla dinlediğim bir şarkının coverına rastladığımda (rock cover olmak zorunda.. aynı tarzdaki coverlar, daha doğrusu aynı şarkının aynı tarzda yorumlanması etkilemiyor beni. buna aynı kişinin 3 önceki albümündeki şarkıyı söylemesi de dahil..) aşırı derecede etkileniyorum lan. Uzun bir süre dinliyorum bunları.

Bu olay, muhtemelen ortaokulda Haluk Levent dinlerken başladı. "Bana kaderimiğğğn, bir oyunuğmu buğğ?" diye yaptı bir cover, dinleyince de şaşkınlık vs birşeyler uyandırdı heralde bende. Onda sonra arkası kesilmek bilmedi tabi... Duman - Beni YakÖztürk - Yalnızım, Ogün Sanlısoy - Ben De Özledim ve son olarak da Rol - Vazgeçtim. Sonuncusunu bugün, Facebook'ta bir arkadaşım paylaşmış öylel keşfettim. Gitarıdır, davuludur çok hoşuma gitti fakat solistin sesini beğenmedim. Buna rağmen bugün 10'dan fazla dinlemişimdir bu şarkıyı. Öyle işte.

Coverlayın da saklayın. Hatta saklamayın, "bu da var" diyerek benimle de paylaşın..

Boşgezengiller Holding

Hani diyorum ki sabah 12de (öğlen oluyo galiba) işe gitsem, sonra ordan çıkıp okula gidip 2-3 saat dursam. Ordan da şu meşhur fırsat sitelerinin Bornova ve Alsancak'ta yarattığı fırsatlardan yararlanıp 2 bira + 1 porsiyon midye dolma menüyü 8-10 liraya yuvarlayıp eve gelsem, Hera'yı gezdirip biraz öpüp koklayıp yatsam... Kötü mü olur lan?

Tek isteğim bu lan. Yani tek değil tabiki, misal İzmir'de ailemin yanında yaşamak istemiyorum... Kendi evimde olmalı ve mümkünse tek başıma olmalıyım. Hani bu da demirbaş ama, çok zor da kalırsam siktirede de bilirim (öyle bişey yazdım ki, imla kurallarına göre nasıl yazılacağına dair en ufak bir fikrim dahi yok. Hani 2. "de" kıçtan ayrı da, baştan da ayrı mı acep? ). Neyse, amaç bu. İzmir'e geçiş yapayım, hayalini kurduğum hayatın benzerini yaşayabileyim diye öss başvurumu yaptıydım (o da ygs diye bi sik olmuş gerçi. yaşlanıyo muyuz ne), ders kitaplarını da temin ettim. Bugün yarın çalışmaya başlıyciim.

Onu haber edeyim dedim. Öyle işte..

Yeni nesil fena..

"Bilmemkaçıncı Geleneksel Sömestr'da Abimin Yanına Gideyim Günleri"ni yaşıyoruz şu günlerde. "Kâh içiyoruz, kâh içiyoruz" diyor bugünlerde yanımızda olanlar. Anlayacağınız Jr. Ceykıl İzmir'den koptu geldi. Kendisinde ufaktan bir ceykıllık gördüğümü aramızda geçen şu dialog ile ifade etmek istiyorum;

Ben: Dön hadi lise aşkları tribine bakiyim..
Kardeşim: İmkanı yok
B: Bu şarkıyı 3 kere daha dinletirsem seni tribe sokarım
K: Siksen sokamazsın!
B: Sikerim!
K: Sokamazsın!
B: Sokarım!
K: ...!
B: ...!
Hepbirağızdağn: Puauhauahuzhauah :D

ya herra ya merra!

Geçenlerde başlattığım sosyal sorumluluk projesi bir sike yaramadı. Blogu okuyanlar ya sosyal sorumsuz ya da benden umutsuz. Daha bi gelecek vaadeden kişileri topluma kazandırmak istiyorlar (herhalde). Neyse, ben de "amaaaağn sikime kadar" diye düşünerekten 3 hafta boyunca takip ettiğim bir alman iti ilanının ilanvereniyle (nasıl bir isim tamlamasıdır bu) iletişime geçtim. Cebimdeki üç kuruş paraya, Görkem'in manitasının bisiklet parası eklenince, itin parasının 1/3'ü tamamlandı.

«1/3'ü demişken.. Ceykıl'ın ve Görkem'in manitasının paraları toplamı, itin parasının 2/3'üne denk gelmektedir. Ceykıl bu paranın 4/10'unu taksiye harcayıp, 1/10'unu cep harçlığı olarak ayırmıştır. İnsaflı it sahibi, eline geçen 5/10'luk paranın 1/5'ini Ceykıl'a harçlık olarak geri iade ettiyse, Ceykıl toplamda bu herife kaç TL borçlanmıştır? (Cevap: Ulan amcık hiç sayı verdin mi de TL sonuç istiyorsun?) Bi de "bu bakkal problemleri ilerde ne işimize yarayacak?" diyosunuz..»

Gecenin 11inde iti alıp geldik. Ertesi gün yıkadık ettik. Cebimde beş kuruş kalmadığı için 8. sınıf kalite kuru mama almak durumunda kaldım vs.vs. "Açtık ama mutluyduk be" diye klişeleşmiycem. Kalan borcu ödeyebilmek için (ki düşününce neredeyse itin tüm parasına eşit bu meblağ) 1 hafta zamanım vardı. Şansın böylesi.. Paranın neredeyse tamamını ilk günden kazandım (yazar burada OMFG demek istiyor).

Dişi köpek sahibi olmak, manevi olarak zor bi işmiş. Parka götürdüğümde koca koca köpekler, kızıma sürttürüp kaymaya çalışıyorlar falan çok sinirleniyorum. "Erkek köpeği olan bir dişi bulursam, takasa girebiliriz" gibisinden hain ve abazan planlarım da yok değil tabi ki (karşılıklı kız alıp vermece olayının adını unuttum. onu yazıcaktım hatırlasaydım). Hatta bi tane kestirdim gözüme bakalım hayırlısı..

Anlaşılacağı üzere sosyalleşmeye de başladım. İsimsiz Köpek Sahipleri Topluluğu gibisinden adı konmamış gizli bir örgütlenme var. Ona mensup oldum işte. Her gün yarım saat muhabbet ettiğim fakat sadece köpeklerinin adını bildiğim 8-10 tane insan evladıyla tanıştım.

Neyse işte, köpek aldım hayatım değişti onu haber vereyim dedim. Adını da Hera koydum. 4-5 sene sonra bi kere seviştirip bir erkek yavru alıcam, onun adını da Zeus koyucam.

siyah havyar yiyodum lan ben şimdi!

Bu özet kullanılabilir değil. Yayını görüntülemek için lütfen burayı tıklayın.

Sosyal sorumluluk projesi

Bana araba alır mıyız? Mantıklı olanı almamak da, hangimiz sürekli mantıklı olanı yapıyoruz ki? Hadi, bi çılgınlık yapalım ve bana araba alalım. Okula gidiyorum, iş güç koşturuyorum, doğru düzgün saatlerde yatıp kalkıyorum falan. Hayatımı düzene sokmaya başladım, çabalıyorum en azından. Ufak bir ödülü hakettim bence. Ufak dediysem de, Citroen Saxo demedim. İçine sığabileyim en azından.

Şaka maka balataları yaktım yakıcam (kendi balatalarımdan bahsediyorum). Görkem ibnesi yeni eve taşındı geçenlerde. Eskiden de ayrı evdeydi ama şimdi taa ebesinin amında bir yerde ayrı evde... Görüşemiyoruz dolayısıyla. Sevgilisinin yanında kaldığı zamanlar görüşüyorduk, iki yol muhabbet ediyorduk falan. Ders programlarımız da çok alakasız, okulda rastlaşsak falan fena olmazdı. Salıları Togan'la takılıyoruz. Ders programımda öğlen 3 saat boşluğum var. Hoca blok işliyor dersi, o 3 saat oluyor sana 4 saat. Dersten çıkıp eve gelirsem %98 gitmiyorum öğleden sonraki derse. Bu %98 de kesin bir rakam bu arada. Geçen seneden bu yana iki ders arası eve gelip, çok nadir derse döndüğümün matematiksel ifadesi. Hatta istatistiksel ifadesi, çünkü ben istatistik okuyorum.

Neyse her zaman olduğu gibi alakasız bir detayla yazının gidişatının amına koyduğuma göre kaldığım yerden devam edebilirim. Ne diyodum, hah.. Togan da eve gitmeyeyim diye benle takılıyor bu boşlukta. Akşam da bende kalıyor, kah içiyoruz sıçıyoruz, kah zorla video/film izletiyorum çocuğa.. Yakında telefonda şu şekilde diyaloglar yaşamamız mümkün bence;
+ Hacı nabıyon? İşin mişin yoksa görüşelim mi?
- Abi karnım ağrıyo gelemem
+ Gel olm sıcak bi tarhana çorbası falan şeyederiz, çay may.. Geçer karnının ağrısı. Ha ?
- Abi yanlış anladın sen, gürültüden olsa gerek. Kaynım ağlıyo abi, bırakamam şimdi adamı..
+ Siktir git. Ne zaman evlendin amcık?!
- Abi sesin kesiliyo. Tünele giriyorum.
+ Piç..
Kullanmaya kullanmaya iletişim kurma yeteneğimi kaybetmişim. Hani doğal seleksiyon değil de öbürküsü.. Evrim ile açıklanan dalga gibi oldum işte. Zorla komik video izletiyorum lan çocuğa. Bildiğin kendim dahil herkesin tiksindiği insan modeli oldum çıktım. İçince çenem düşmeye başladı, saçma sapan detaylar vermeye uzattıkça uzatmaya başladım. Geçenlerde askerlik mevzularına geldi muhabbet (elemanlardan biri yeni gelmiş askerden), her ne kadar askerlik konusunda sokaktaki çocuktan fazla bilgiye sahip olmasam da ortamdaki tek asker çocuğu olarak bi ton şey anlattım. Sürekli de "abi bak yanlış anlamayın, hani babam asker ya ordan biliyorum ben de" diyip durdum. Muhabbet kesiliyor, elemanlar başka birşey konuşuyorlar, o bitince ben kaldığım yerden devam ediyorum babamı anlatmaya... Eve gelince önce utandım, sonra tuvalete gidip kafamı gözümü aynaya lavaboya vurmak suretiyle terbiye ettim kendimi.

Sadece reel yaşantıyla da sınırlı da değil bu durum. Geçen gece yine kafam taşak gibiyken, Han'ın kalp ağrısına çare ararken, nerden çıktıysa "olm o da bişey mi. bak şimdi.." ile başlayıp, 45 dakikadan daha uzun bir süre boyunca ex yarimle yaşadıklarımızı anlattım. 30-40 satır yazıyorum, "anlamadım?" diyor, 10 satır geriye gidip olayı anlatıyorum, sonra devam ediyorum. Takibinde bi 30-40 satır daha yazıyorum, o yine anlamıyor.. Bu şekilde loop'a aldım kendimi, çocuk napacağını şaşırdı. O gün bugündür tumblr'da paylaştığım şeylere layk bile atmıyor. MSN'den gidip de "ahah süper dimi. bak bi de bu var..." diye devamının geleceğinden korkuyodur muhtemelen.

Bu vahim durum, kendi kendine geçip gitmeyecek. Hani "zamana bırakalım" diyemiyoruz (evet, biz. sen de dahil oldun duruma.). Zaman denilen yavşak, hiç bir problemi çözmüyor çünkü, sadece o problemle yaşamayı öğretiyor. Bir ton şeyi zamana bıraktım, ama buraya kadar. Ürettiğim çözüm ise bir köpek almak. Sahiplenmek daha doğrusu. Yıllardır bir alman kurdu alayım istiyorum, fakat imkan olmadı işte. "Benim köpeğimin sorumluluğunu ailem yüklenmek zorunda olduğu sürece, ne anlamı var" diye düşünüyordum. Artık bu olay geçerli değil tabi, ailemden ayrı yaşıyorum. İtin her haltıyla ben ilgileneceğim. Hem uğraş olur, oyun oynar, eğiticem diye uğraşırım. Daha fazla dışarı çıkmak zorunda kalırım (en azından sabah/gece gezdirmek lazım tabi)...

Falan filan işte, arkadaş olur kısacası. Fakat bu noktada da şöyle bir sorun devreye giriyor; İzmir'e nasıl gideceğiz? "Ben gelemiyorum İzmir'e, köpek var malum.." desem, saçma sapan "köpek mi biz mi" tripleri yaşamak istemiyorum. İşi gücü olan koca koca insanların, beni görebilecekleri 2-3 gün için 400-500 kilometre yol gelmeleri (dolayısıyla gitmeleri) de acımasızlık.. Dolayısıyla, bu noktada siz devreye giriyorsunuz. Ceykıl kardeşinizin ruh sağlığını düzeltmek, onu topluma kazandırmak, sorumlu ve mutlu bir birey haline getirmek için bi sosyal sorumluluk projesi şeyedelim diyorum. Aklımda üç format var;
  1. El birliğiyle (çoğunlukla sizin elleriniz tabi) bana bir araba alalım.
  2. Senede en az bir kere (haziran diyelim hadi buna), kısa bir süreliğine (bu da yaz tatili süreci olsun) yardımsever ve son derece sorumlu birey abi/ablalardan biri arabasını bana versin.
  3. Devlet Demir Yolları'na baskı yapalım, bana özel bir kart çıkartılsın. Yanımdaki koltuğa 50 kiloluk bir alman kurdu oturtabileyim. Komple perdeli bilmemneli kompartımanı kapatmaya bile razıyım ben (4x25 den 100 lira eder).
Ne diyorsunuz? Yardım edersiniz di mi? Geridönüşlere göre formatlardan birini seçip, ona göre plan program yapalım. Proje yöneticisi, proje sekreteri, proje sözcüsü, proje çaycısı gibi görevlileri belirleyelim. Programa göre ilerleyelim. Hala kurtarılabilecek birkaç balatam varken, bir an önce kurtarıp topluma kazandıralım beni. Sonuçta bir noktada sizin geleceğinizim ben. Gelecek bana emanet. Hadi Allah'a emanet..

(:

Bulunduğum ruh halinin güzelliği, içebildiğim bira sayısıyla doğru orantılı. Ben bunun farkına vardım bugün. Hatta az önce vardım, çok da geçmedi üzerinden. "İçebildiğim"den kastım, canımın içmek istediği vakit içmek istediğim kadar içebildiğim. Yoksa 3 bira içersem 3 birim, 10 bira içersem 10 birim, 15 bira içersem 15 birim.. şeklinde değil.

Eylül başından beri (geçen haftaya kadar) 2 bira içtim. Bu hafta biraz kıçımı sıktım, biraz şansım yaver gitti üç beş kuruş para kazandım. Hepsini alkole yatırmadım tabiki, muhabbet olduğunda istediğim kadar içebildim. O kadar pozitif bir ruh halindeyim ki anlatamam. "Hacı Los Amigos'tayız, kop gel" dediklerinde kafamda uçuşan artı eksiler, rakamlar falan.. Onların olmaması o kadar güzel ki.. Neyse, şerefe..

Ayrıca buradan, 3 liralık patates kızartmasını kapıma kadar getiren McDonalds'a teşekkürlerimi iletiyorum. Her ne kadar kurye arkamdan 7 sülaleme küfretse de..

Bu yazı her ne kadar bir alkoliğin, alkole ulaştığında mutlu olmasını anlattı gibi görünse de, temelde kazandığı parayı dilediği gibi harcayabilen bir bireyin mutluluğunu yansıtmaktadır.

dün gece resmini öptüm de yattım

Geçen gün arkadaş dedi ki "porno videoya niye yorum yaparlar aklım almıyor". Şimdi bahsi geçen site Türkçe ise, o yorum ya bir bot tarafından keyword bazlı olarak, arama motorlarında yükselebilmek için hazırlanmıştır ya da çarşı iznindeki bir asker kardeşimiz modeller üzerine kurduğu fanteziyi paylaşmıştır. Eğer durum ikinciyse, buna ben de anlam veremiyorum. Fakat bahsi geçen site İngilizce ise, sayfayı dolduran yorumlar şu formatta oluyor; "02:33 deki hatun kim?". Tabi bu hatunun bir sürü sıfatı oluyor genelde fakat ana tema bu.

Ben de nedendir bilmiyorum ama her videonun yorumlarına göz atarım. Sanki konulu film seçiyormuşum da izleyici yorumuna ihtiyacım varmış gibi. Neyse, dün gece şöyle bir yorum silsilesine denk geldim:


3 kişi "şu kim, bu kim" şeklinde soru sormuş. En son amcanın biri dayanamamış ve patlamış ve "Belli ki porno IQ seviyenizi moronların seviyesine düşürüyor. 0:40 daki oyuncu isimlerini okumayı deneyin. Eğer okuma probleminiz varsa 2:14'te kendilerini tanıtıyorlar.." şeklinde bir yorum çakmış. (Bazı yorumlar kişisel fanteziler içerdiğinden, kişilik haklarına saygıyı temel edinmiş bir yazar olaraktan sansürledim kusuruma bakmayın.)

Facebook'tur, Friendfeed'dir ota boka like atmaya alışık bir insan olduğum için, bu yoruma da onlarca like atasım geldi. Nitekim YouJizz teknik ekibi, buna imkan sağlayacak altyapıyı oluşturmadığı için bunu blogda dile getirmek durumunda kaldım. Olay bundan ibaret. Yoksa kimseye porno kültürü hakkında öğüt verecek değilim. Kendime saklıyorum bunları (ama buralara kadar gelmişsin falan, elin boş dönme diye Google'da aratılmak üzere bir keyword vereyim; backroomcastingcouch).

Yazıyı "porno gerçekten IQyu düşürür mü?", "porno bir kültür müdür?", "o değil de, müdür müdür müdür?" gibi sorularla uzatabilirim ama uzatmamanın hepimiz için daha sağlıklı olduğu kanaatindeyim.

Slm, asl, nbr?

Şu güzelim blogu da piç ettim ya, alkışlara boğasım geliyor kendimi. Aferin, engeneral benim! Bu "engeneral" mevzusu da, babamla kavga ettiğimiz zamanlarda kıçımdan uydurduğum bi rütbe. Daha yavşak şeyler de üretiyorum da, adı üstünde yavşaklık işte, söylemiycem o yüzden.

Hazirandan beri iki satır blog okumadım. Ne tesadüftür ki 2 satır blog da yazmadım. Bunu da Blogger cemiyetinden kopmama bağladım. Meğersem, ben baya baya bu cemiyete bağlanmışım lan. Panelini yediğimin bloggerı :) Blog okudum aslında biraz. Godsyndrome'u okudum, o da askerlikten sonra epey keskin bir üslup değişimi yaşamış. Ağzı mı bozulmuş ne :) Onun dışında bir iki kere Zepevenk'e ve Cihad'ın bloguna baktım. O kadar.

Şimdi bi test yapayım diyorum, bakalım yavrumuz Cihad da bizim blogu okuyor mu? Okuyor ise, eminim bu posta yorum yapacaktır. "Hacı, kaldır şu sağ taraftaki reklamı. Zaten kaç tekilin var da, kaçı tıklayacak da köşeyi döneceksin? Şahsen ben Qzone almayı düşünmüyorum :))". Lafımı da çarpıtıp da rahatlamamın ardından, yazmadığım zamanları telafi etmek ya da ilerde yayınlanmak amacıyla (henüz karar veremedim hangi amaçla olduğunu) bir iki post gireyim bakalım..

Haaa bi de, Peluş mırmır oldu lan yine. 2 ayda bir azıyor amınakoduğumun kedisi. Ahanda yandaki resimde, merdivenlerle sürtüşürken görüyoruz kendisini.

O değil de;

Son anketi yapmamın tek sebebi eğlenmekti. Eğlendim de. Bir bakıyorum 5 oy almış 4. şık, iki saat sonra tekrar bakıyorum hemen değişmiş oy. Bi bakıyorum 7 oy almış, sonra düşmüş 3e 4e... Valla çok eğlendim lan. Jeton sesi buralara kadar geldi hani.

İffetime göz diktiler

Sıkı dur, blogger olmanın altın kuralını açıklamak üzereyim. Evet açıklıyorum; yaz geldi mi dükkanı kapatıp gideceksin. Kural bu. Hiç bir mantıklı sebebi yok fakat, bir bloggerın sahip olması gereken en önemli vasıf bu. Eğer ki bunu yapmıyorsan, hiç ortalarda "ben bloggerım" diye gezinme, friendfeedinin açıklama bölümüne "king of the blog world" falan yazma yani.

1 aydır yazmama sebebimi, "en kral blogger benim" mesajıyla süsleyerek kaktırmaya çalıştığım bu giriş paragrafının ardından esas sebebe geçelim; vaktim olmuyor. Üzerinize afiyet İzmir'de bir bilişim şirketinde işe başladım da. Sabah 9 akşam 7 kod yazıp duruyorum. Bütün sene boyunca uykuya yattığım saatte (sabah 7) uyandığım, kahvaltı yaptığım saatte (akşam 10) yattığım için pek de "arada bloga uğrasam fena olmayacak hani" diyemiyorum. Takdir edersiniz ki, insanlığın %90'ının sahiplendiği "gündüz çalış/gece uyu" felsefesi bana pek uygun değil.

Kısacası günlerim çok yorucu geçiyor. Bu gelişmelerin, olumlu yönleri de yok değil hani. Misal, alkol kullanımını kontrol altına aldım. Artık "bak yarın işe gidicem, içmiyim o yüzden bu akşam" diyebiliyorum. Ama okul olsaydı yapar mıydım bunu? Koy götüne okulun :) Sigara da büyük ölçüde azaldı. Ofiste sigara içilmediğinden ve 20 dakkada bir dışarı çıkıp da "kaytaran yeni çocuk" gibi görünmek istemediğimden, çalıştığım süre boyunca en fazla 4 sigara içebiliyorum. Yıllardır parasını yediğim babama, ver'li değil de al'lı cümleler kurabiliyorum falan filan.

Birkaç şey daha yaptım. Misal, sosyal ağlardaki doktorceykil hesaplarımı kullanmayı bıraktım. Twitter ve Friendfeed'deki hesaplarımı artık takip etmeyeceğim. Onun yerine, adımsoyadım şeklinde hesaplar açtım. Diğer blogumu aktifleştirdim. İnternet, programlama, tasarım vs. gibi teknolojik konularda yazacağım orada. Burayı bırakmıyorum tabi ki :) Burası kişisel blogum sonuçta (belki ilerde adres değiştirebilirim ama). Teknoloji harici hemen herhaltı buraya yazacağım.

O değil de, esas şeyi anlatıcaktım ben. Sabah 8'de çıktım yola, dolmuş bekliyorum. Koduğumun dolmuşu gelmedi yarım saatte. O sırada bi tane Renault Transit yanaştı, nereye gittiğimi sordu. "Gülbahçe" dedim. "Atla Urla'ya kadar bırakayım" dedi. Eyvallah dedik bindik. Sonra isim misim, hoş beş. Dedi ki, "bi arkadaşa benzettim seni, geçmiştim döndüm geldim tekrar". E ne diyim şimdi, ehere mehere dedim geçtim. Sonra "buranın yerlisi misin", "hemşerim memleket nere", "okuyo musun", "nerde çalışıyosun", "işler nasıl" gibi birbiriyle yeni tanışmış her allahın kullunun soracağı fix sorulardan bir derleme sundu.

Derken olay "Aaa ben de Bodrum'da ticaret yapıyorum. Gelirsen görüşelim"e geldi. Baktım mevzu renk değiştiriyor, kapıya doğru yanaştım. Bir yandan da tetikteyim tabi, elini kolunu izliyorum. Otostopçu arkadaşlarımdan duyduğum "okşadı götveren" temalı hikayelerden ötürü, "uzat o elini de kırayım ağzını burnunu" diye düşünüyorum. Ama bir yandan da, "olm belki herif çok sıcak kanlı? belki samimiyet yapısında var? hemen önyargılı davranma" falan diye geveleyerek kendimi frenlemeye çalışıyorum. İneceğim yere 1-2 kilometre var yok, "vaktin varsa bişeyler içelim" demez mi? Dedim, "çek kenara, iniyorum ben". Amınakoduğumun evladına bak hele. Sabahın 8'inde, eşcinsel bir fahişenin, elinde laptop çantasıyla işe çıkma ihtimali kaçtır yavşak?

Bi daha sikseler binmem (hoş, binersem de sikecekler :D ironiye gel), 1.5 saat dolmuş beklerim yine de binmem. Hayır, götü her türlü korurum problem o değil de, kırsam ağzını burnunu, polis gelse sonra, bu yavşak dese ki "yardımcı olayım, gideceği yer yolumun üstündeydi bırakayım dedim. bindi. para istedi, vermeyince ağzımı burnumu kırdı", al başına belayı. Ondan sonra anlat derdini anlatabiliyorsan.

Bu tarz aksiyonlar yaşamasam, bi halt yazamıycam bloga heralde lan.

Neşeli Süpermarket'in müdürü

Bizim burda Neşeli diye bi süpermarket var. Ucuz olduğu için günlük alışveriş (sigara, gazete,ekmek vs.) haricini oradan yapıyorum. Güzel yani. Bir de bir müdürleri var ki sormayın gitsin.

neskafe sponsorluğunda "i can't get no sleep" günleri devam ediyor

Eskiden gecem ile gündüzüm yer değiştirirdi. Sabah 4e 5e kadar oturur, öğlen 1e 2ye kadar uyurdum. Hayli de memnundum halimdem. Nitekim bir süredir (bugün 4. gün dönümü) uyuyamıyorum. Uykum geliyor, hem de deli gibi geliyor. Fakat bir türlü o uyku haline geçemiyorum. Yattığım yerden herşeyi duyabiliyorum, dolayısıyla ister istemez kafamda bir sürü düşünceyi tetikliyorlar. Vee tataaaaaa; uykum kaçıyor. Ee amına koyayım ben böyle farkındalık durumunun arkadaş!

Sebebini de anlayamadım bir türlü. O sesler her zaman vardı, ben her zaman duyuyordum o sesleri.. Ama engelleyebiliyordum heralde düşünce silsilesini. Yada ne bileyim, daha kısa sürede geliyordu uykum. Ulan bir insan 20~ saat uykusuzluğun üzerine nihayet yatağına yattıktan tam 45 dakika sonra uyanır mı hiç? Yarım saat ile iki saat arası periyotlardan oluşan bir şekilde toplamda 4-5 saat uyuyabiliyorum. Bu uyku bir kaç parttan oluştuğu için de bi sikime yaramıyor tabi. Gün boyu bir mayışıklık, isteksizlik, halsizlik alıyor bünyeyi.

Üç vakte kadar hasta olacakmışım gibi bir his var içimde. Zira şimdiden ateşim yükseldi gibi, kulaklarım neyin yanıyor. Yani ateşim yükselmedi de, hani yanakların falan yanıyor gibi hissedersin de halbuki bi sikim olduğu yoktur ya, işte o naneden oldu.

İnce ruhluyumdur

Anne yat artık yat!

Saat sabahın 5i. Annem gelmiş İzmir'den, bir yandan demleniyoruz bir yandan da netten 101 oynuyoruz. Masaya bir izleyici girdi. Annesine yatmasını söyledi, nasıl komiğime gitti anlatamam. Dakikalarca güldük annemle. Eleman üşenmemiş annesinin izini bulmuş, yatmasını söylüyor falan. Öyle işte.

Bi bok yedik biz ey okur!

"Biz" dediğimi görünce şaşırdın dimi? Zira şaşırmadıysan da, artık mevzuda birden fazla kişi olduğu konusunda kıllanmış, içinde farklı kıpırtılar, heyecanlar oluşmuştur. Oluşmadıysa da, canın sağolsun (ki bence oluşmadı).

Yazılarını gayet beğendiğim, blogu açtığımdan beri de desteklemeye çalıştığım Gün Han Selaş (bkz: şey rengi) ile geçenlerde son derece ateşli bir msn diyaloğu yaşamıştık. Çok kral hikayeler yazıyordu ve benim yazılarımı da beğendiğini öne sürerek hikaye yazmamı istiyordu. Ben de baktım, blog aleminde bir hikaye yazma rüzgarı esiyor, kaptırayım şu ufacık bünyemi dedim, yazayım bi iki tane. Sonra "insanlar niye okusun ki lan, hem ben devamını getiremem" dedim kendisine. O da devamını getirmekte zorlandığını, daha doğrusu, devamı getirilecek kadar uzun şeyler yazamadığını söyledi. Dedik ki, bi blog açalım, sırayla hikaye yazalım oraya. Birimiz başlatsın, diğerimiz devam etsin falan. Değişik olur diye düşündük, iki farklı kalem, iki farklı üslup falan, denemek lazım dedik. Sırayla'yı açtık ondan sonra.

Bir kaç farklı hikayenin üzerinde çalışıyoruz, şu sıralar internet erişiminde problem yaşıyor Han, fakat yakın zamanda çözecek bu problemi. Bir tanesinin ilk bölümünü yayınladık bakalım, okur musunuz, beğenir misiniz, yoksa küfür mü edersiniz naparsınız hiç bir fikrim yok. Beğenirseniz devamını getiricez gibi bi yalan söylemiycem, çünkü 2. partı bugün yazdım ve ileri bi tarihte yayınlanmak üzere ayarlandı bile. Öyle işte. Bi bakarsan, belki seversin. Seversen, belki eşe dosta söylersin, blogundan link verirsin falan... Kim bilir belki "hasiktir on numara blog açmışlar, linki de bu" diye yazı bile yazarsın blogunda. Her an her şey olabilir ho ho ho...

Ne badireler atlattı bu bünye...

Saat 14:20. Elektrik faturası borcunu ödemiş, daha yeni girmişim eve. Bilgisayar başında oturuyorum, derken telefon çalıyor. "0222 bilmemne bilmemne".. Normalde bilmediğim numaraları, özellikle sabit hatları açmam. Beni sabit hattan arayan ya borcumu söylüyor ya da yanlış kişiyi aramış oluyor çünkü. 222'yi görünce açtım telefonu;
- Merhaba Ceykıl Bey. Fen Fakültesi Öğrenci İşleri'nden arıyorum.
+ Merhaba, buyrun.
- Harcınızı yatırmışsınız, derslerinizi seçmişsiniz fakat danışmanınıza onaylatmamışsınız.
+ Haa.. Evet.. Şehir dışındaydım perşembe günü, yeni geldiğim için onaylatamadım henüz (yalan). Yarın onaylatırım danışmanıma.
- Malesef danışmanınızın yapabileceği birşey yok şu durumda. Kaydınız yenilenmemiş gözüküyor sistemde. Yarın gelip, dekanlığa mazeret dilekçesi yazacaksınız. Mazeretiniz incelenecek, kabul görmemesi durumunda ilişiğiniz kesilecek malesef.
+ Hö... Ha... Peki tamam, teşekkür ederim... (ilgili smiley)

"İlişiğiniz kesilecek..cek..cek..cek..cek....". Napıcam lan şimdi ben? Okuldan atıcaz diyo herifler, hassiktir yaa...

Akşam oldu. MSN'e girer girmez, arkadaşa anlattım mevzuyu. Önce güldü epey, sonra hafiften bi suçluluk hisseder gibi oldu. Çarşamba akşamı konuşmuştuk, perşembe beraber gidecektik okula. Perşembe günü, annesi Bursa'ya dönecek, o yüzden dedi ki "sen gelirsin bize, annemin eşyalarını kampüsün önüne kadar taşırız, ordan otobüse biner. Biz de yol alırız fakülteye doğru". Güzel bi plandı. Ta kii, annesi bileti 5e alıncaya kadar. Parayı yatırmışız, dersleri seçmişiz, danışman sadece sisteme girip 1 tık atacak o kadar diye düşünerekten gitmedik tabi okula. Akşam ona geçtim, maç izlemeye gittik, alkol aldık dolayısıyla. Cuma öğlen uyanınca, akşamdan kalma olduğum için gidesim gelmedi okula. Yalan oldu yani mevzu. Şimdi hikayenin bu kısmında arkadaşın da payı olduğu için, ufaktan bir suçluluk duygusu uyandı bünyesinde, çözüm aramaya başladık.

En garanti yöntem rapor ayarlamaktı. Eş dostla iletişime geçildi, geçmiş tarihe ait rapor verilemediği gerçeği yüzümüze tokat gibi çarpıldı, gözlerimiz doldu, burnumuz aktı, yanaklarımız kızardı falan... Harıl harıl bahane aramaya başladık sonra. "Ailevi problemler geçerli bir mazeretmiş hacı" dedi. Senaryo yazıldı; "Annem ile babam boşanma noktasına gelmiş, sürekli kavga ediyorlar. Benden küçük kardeşim de var, dolayısıyla ekle-sil haftasında İzmir'e gidip bu sorunla uğraştım". İşe yarar damgasını yedi plan. Biraz daha detay, somut kanıt katmak için düşünüyoruz. Bir başka acı gerçekle karşı karşıya kalıyorum tabi o sırada; mevzuya aileyi de dahil etmek gerekiyor. Haber vermek, durumu izah etmek, yalan söylemelerini istemek lazım. Annemi ayarlarım ama ya babam? Böyle zamanlarda asker yüzünü görüyorum babamın, hatta apoletindeki yıldızlar kondomsuz orgy partisi sonucu hamile kalmış gibi 3er 5er çoğalıyorlar. Bunun üzerine vazgeçtik bu plandan, annemi de dahil etmemek, omuzlarına babama yalan söylemek zorunda kalmak yükünü bindirmemenin en mantıklı şey olduğuna karar verdim.

Mevcut senaryoları harmanlayıp yeni birşey ortaya çıkardım; "İzmir'den döndüğümde hastaydım, dönüşümden 2 gün önce sağlık ocağına gittim, sağlık kayıtlarını kontrol edip onaylayabilirler. Evde tek başıma yaşadığım için, yemek yapanım edenim yok ve hastalığım ilerliyor kendimi koruyamadığım için. Dolayısıyla Togan, Bozüyükteki ailesinin evine çağırıyor beni, annesi çorba yapıyor bakıyor bana falan. Yani hem hasta hem de şehir dışındaydım o tarihler arasında.". Danışmana haber vermeme sebebim ise, daha önce sistemden attığım mesaja cevap vermemesi ve benim "mesajlarını okumuyor ibne" düşüncesine hakim olmam, dolayısıyla iletişime geçmiyorum kendisiyle. Togan'ı arıyorum, olayları ve senaryoyu anlatıyorum. Annesini ayarlayacağını söylüyor, geçmiş olsun diyor ve kapatıyorum.

Ertesi gün 7:30'da kalkmak zorunda olduğum için saat 12 olur olmaz yatıyorum. Dön dur yatakta.. Kafamdaki düşünceler o kadar yoğun ve can yakıcı ki, uyuyamıyorum saat 3e kadar. Okuldan atıldığımı aileye açıklamak düşüncesi ölümcül zaten. Babam, kafadan 1 ay suratıma bakmaz. İzmir'e ailemin yanına dönmek zorunda kalırım (ki 1.5 senedir tek başıma yaşıyorum. Aile yanında yaşamak rahatsız ediyor artık beni.). Hergün büroya gitmek zorunda kalırım, yaşantım boka batar. Ölümcül 1 ayın sonunda, babam uzuuuun bi süre her fırsatta yüzüme çarpar bu mevzuyu. İşin içine askerlik girer (lan daha yaşım kaç başım kaç!). O yüzden, ÖSS mevzusu gündeme gelir, açık öğretim bilmemne... Dersane mevzuları... Ölümcül kombo... Off off! Gel de uyu!

Saat 3 gibi dalıyorum uykuya. 6:30'da uyanıyorum. Aradaki 3 saatte, hatırladığım 4-5 kadar rüya var ve hepsinde babam ve apoletleri ağzıma sıçıyorlar. Uyanınca duşa giriyorum bi, tırnaklarımı kesiyorum falan. Kişisel bakım şeysi.. Gömlek giyiyorum, düzgün bi şekilde çıkayım büyükbaşların karşısına diye. Birşeyler atıştırıyorum ve ardından biraz rahatlamak için oyun oynuyorum. Bir tabur adam öldürmek rahatlatıyoru biraz da olsa.

Saat 9, öğrenci işlerinin kapısını çalıyorum. Yanımda Togan var. Dilekçeyi yazıyorum, "danışmanına imzalattır, getir onaylayım kaydını" diyorlar. Şok! Öyle bir rahatlıyorum ki anlatamam. Koşa koşa danışmanın odasına çıkıyorum, kapı kilitli. Küfrediyorum ama, çok rahatım "bekleriz ooooolum nolcak yauuvv" diyorum sırıtarak Togan'a. Geziniyoruz, sigara falan içiyoruz, o derse giriyor, ben danışman yokluyorum ara sıra. Saat 12:30 gibi danışman geliyor. Durumu anlatıyorum, ağzıma sıçıyor. Herkesin mesajına geri dönüş yapmak zorunda değilmişmiş, ben ona bir şekilde ulaşmak zorundaymışım bilmem ne... "Bu ne böyle ilköğretim çocuğu yazısı gibi? Git bi daha yaz!" diyor yazı stilimi beğenmediği için ve yolluyor beni. Lan, el aynı el, yazınca yine aynı şekilde yazıcam!

Bilgisayar laboratuvarına gidiyorum, yazıyorum dilekçeyi, printer bozuk. Başka bi laboratuvara gidip bi daha yazıyorum, kağıt yok.. "Anasını sattığımın okulunda çıktı alabileceğim bi yer yok mu laaaan?" diye homurdanarak, başka bi laboratuvara gidip zar zor alıyorum çıktıyı. Danışmana götürüyorum, "napıcam şimdi ben?" diyor. "İmzalayacakmışsınız, öyle dediler öğrenci işlerinden" diyorum, "senin dilekçene ben niye imza atıyorum benim dilekçem değil ki bu?!" diyor ve bol ünvanlı (yrd.prof.doç.dr.öğrt.gör.am.sik.göt.) bir başka danışmana danışıyor. "Dekan yardımcısıyla görüş" diyor kadın. Yok ebesinin amı ali sami! Dekan mekan, ne iş olm? Karıştırmasanıza büyükleri işin içine...

İyice yusuf atıyorum. "Bölüm başkanıyla görüşelim bari, dekan mekan sallamazlar pek, kötü olur" diyor danışman. 13:30'a kadar bölüm başkanını bekliyoruz. Gidiyor odasına konuşmaya, ben danışmanın odasındayım. 15 dk boyunca yalnızım, bekliyorum odada. Kafayı sıyırmak üzereyim, anlatamam. Sonunda geliyor danışman, yüzüme bakıyor (bembeyaz kesilmişim), bi bardak su veriyor ve gülmeye başlıyor: "hadi yine iyisin auhauhauh !! kehkehkeh !! hohohahahöhöhihi !!". Bir başka eek anı yaşıyorum. Yazdığı dilekçeyi de alıp öğrenci işlerine iniyorum. Kadın diyor ki;
- Ben de ümidi kesmiştim, gelmeyeceksin sandım.
+ (Dilekçeleri uzatıyorum)
- Hahahah! Niye dilekçe yazdırdın ki danışmanına? Senin dilekçenin altında tik ataydı, adını yazmasaydı bile olurdu kehkehkeh!
+ Heheh.. Hadi ya.. Ha.. Yapmışken tam olsun dedim :p (ananıavradınıgelmişinigeçmişinisoyunusopunu... danışman!)
- Önümüzdeki dönem ilk sen yaptırırsın artık kaydını hahah :D
+ Heheh, keh keh..

Görkemler'e geçiyorum Togan'la. 2 tane uyku ilacı alıyorum, eve gelip hapları atıyorum. 2.5 saat mola vererek toplamda 19 saat uyuyorum sonra...
Biraz uzun oldu gibi sanki? Neyse, 100. postun şerefine olsun o kadarcık.

İnsanlar kışın ne yiyor?

Ulan bi pazara gideyim, şu sıkıntılı günlerde ekonomi yapayım dedim, yok.. Her yer pırasa, karnıbahar, kereviz kaynıyor. Niye kışın doğru düzgün sebze yok lan? Zaten hazetmiyorum otlardan, tavuğun kilosu olmuş 10 lira, mecburen alayım bişeyler dedim. Yok arkadaş yok... Bidaha pazara falan gitmiycem kışın. Ciddi ciddi ne yiyosunuz kışın? Tavsiye, öneri falan babında hoş olurdu hani..
 
twitter da kullanıyorum