Bilinçaltım ekşidi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bilinçaltım ekşidi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Sofi Tukker'ın DJ'si Hakkında Yorumum



Bu adamı ilk gördüğüm andan beri sevemedim bir türlü. Üzerindeki "polisten kaçan esmer seri katilin saçları sarıya boyatması" durumu yeterince kıllandırıyordu ama tam olarak adını koyamıyordum. Az önce farkettim ki ben bu adamı Khaleesi'nin Bradırı'na benzetiyorum.

Sırf ünlü ve zengin olabilmek için kimse görmüyorken, hatunu kuytuda kıstırıp, sağını solunu mıncırıp "kameralara karşı seksi olacaksın ulan!" diyormuş gibi geliyor. Göt.


buraya koyayım da...

... içimde kalmasın bari.

sadece sesli düşünmekle kalmıyor, onları yazıya da döküyorum



3 ay önceki yazım, hayatımın ne kadar sikik ve monoton olduğu üzerineydi. İşe başlayınca birşeyler değişir diyordum ki yanılıyormuşum. Yine sikik ve yine monoton.. İki durum arasındaki tek fark, aynı yaşantıyı sürmeme rağmen birilerinin "aferin, yine bir önceki aydan daha sıkıcı bir ayı başarıyla tamamladın" diyerek para vermesi. Ayda bir achievement...

Dolayısıyla, bu çalışma olayının da tam benim istediğim şey olmadığını söyleyebilirim. Elimden geldiğince bu durumu mantık çerçevesine sokmaya çalışıyorum ve çalışmak iyi de, kendi işini yapıcan agaya ulaşıyorum. Yalnız şöyle bir şey daha var; geçmiş tecrübelerime bakarak, kendi kendimin patronu olduğum zaman da olası bir ton saçmalıktan dolayı yine mutsuz olacağım çıkarımını yapabiliyorum. Bu da beni, en nefret ettiğim duruma sokuyor ki o da kendi teorimi yine kendimin çürütmesidir.

Daha geniş bir açıdan bakacak olursak, mutluluk kavramına haddinden fazla anlam yüklemeye çalıştığım için mutsuz olduğumu öne sürebiliriz. Dur bakalım biraz burdan yürüyeyim. Tamam da, zaten bir canlının yegane isteği değil midir mutlu olmak? Para, seks, yemek, din veya başka birşey. Hepsi mutlu hissetmemiz için birer araç değil mi? O halde mutluluğa fazla anlam yüklemek olabilecek en normal şey gibi gözüküyor.

Eh amınakoyim, o zaman dengesizlik yok mu bu denklemde? Yoksa, sıçtık. Düzen bu şekilde kurulmuş demektir. Mutlu olmayı hedefle, hedefin bu olduğu için asla mutlu olama. Varsa, sıçtım. Herşeyi götümden görüyor, dolayısıyla götümden anlıyor ve yorumluyorum demektir. 21 senede geldiğim nokta, gelmem gereken noktadan çok çok uzakta, çünkü ben bariz ters yöne doğru ilerlemişim demektir.

Vay amınakoyim, böyle olmasın lan. Tek yamuk ben olmayayım, herkes mutsuz oluyor olsun.. Yıh yıh yıh...
İnsanları etiketlemeyi seviyoruz. Ben de seviyorum yani, ne yalan söyleyeyim. Şişko, orospu çocuğu, kaşar, kürt... Bunun farkında olup da, kendisinin etiketlenmediğini düşünmek "gerizekalı"lık olur (bir diğer etiket..). Bana basılabilecek en mantıklı etiketlerden birisi de müzmin bekardır kanımca. Etrafa bakınca daha da bir farkına varıyorum ki, sanki ezelden beri sapım ben. Hayatta kesin bir doğrunun olmadığı gibi, bu durumu da doğru/yanlış, iyi/kötü gibi birbirinin tam tersi sıfatlardan sadece biriyle nitelemek mümkün değil. Ama, duygusal ve sosyal açıdan eksikliklerimi bir kenara koyarsak, ben (bana göre) kesinlikle artıdayım. Hatta alkol ve sigaranın amına koyuyor olmam ve mümkün olduğunca sağlıksız beslenmeme rağmen, başıbağlı kimselerden daha uzun süre yaşayacağıma inanıyorum.

Eğer etrafınızda "aman dur, osman da burda (osman sensin burada) ses çıkarma" demeyecek kadar yakın olduğunuz birileri varsa, ne demek istediğimi anlayacaksınızdır. Öyle saçma sebeplerle başlayan ve ölümüne şiddetli kavgalara denk geliyorum ki, kendimi mutlu varsaymak zorunda hissediyorum. Tabi, öte yandan bu ölümüne kavgalardan bir sonraki karşılaşmalarda eser kalmıyor ama...

Hah benim problemim de bu "ama" da başlıyor. Son bir kaç senedir bu bir boğazına sarılmalar bir boynuna atlamalar şeklinde ilerleyen bir aile yaşantım var. Hani öyle zamanlar oluyor ki, babam gecenin 1inde beni arıyor (babam 11-11.30 da yatar en geç normalde) ve 5 dakika boyunca ağzıma sıçıp sıvıyor. Nesnesinin ben olduğu, birbirinden güzel etken cümleler kuruyor. Ben gıkımı çıkartmıyorum, küfretmesi bitince de telefonu kapatıyor. 5 dakika boyunca bana küfrediyor ama, onu bu noktaya getiren olaylarla en az ilgisi olan kişi de benim. Tayyip'in, hava durumunun veya doların yükselmesinin bile daha çok payı vardır hani, o şekilde olaylar...

Durum o kadar boktan ki, bu mevzuyu anlatmak amacıyla SP S11E09'dan daha boktan bir bölüm yazabilirim... Bezdim lan bezdim... Nasıl olsa dinlemiyorlar diyerek uzakta durayım diyorum, olmuyor. Nasıl olsun? Bütün ekşın kardeşim,annem ve babam arasında geçiyor. Uğraşayım, yardımcı olayım diyorum, o da olmuyor. 60'ına merdiven dayamış insanevlatlarını nasıl değiştirebilir, yaptıkları şeyin yanlış olduğuna ikna edebilirsin ki?

Ha işte tekrar o "ama"ya gelirsek, iki gün sonra barışıyorlar. Ama o iki gün boyunca birbirlerinden götürdükleri nolacak? Bişiolmaz. Birbirlerine yaşattıkları nolacak? Bişiolmaz. Sie..

Babam en son 2 gün önce gece 1 de arayıp, ağzımı yüzümü sikti telefonda. Bugün aradı, naber nasılsın diyip anneme verdi. Sonra anneme söyledi "harçlığını almış mı sor" diye. "Yatırmaz dediydim ama yatırmış, gördüm" dedim. 20 dakika annemle konuştuk, sonra babama verdi. Babamın ilk sözü "niye yatırmazmışım" oldu. "Ne bileyim, sinirlendin mi gözün kararıyor hiç bir şeyi umursamıyorsun" diyerek laf soktuğumu düşündüm. Ama o en çok sonra söylediklerimle ilgilendi; "babam para yollamadı diye cuma gecesi içmeye miydim? biraz daha fazla çalıştım, soframı kurdum...". Hem üzüldü, hem sevindi.

Yemin ediyorum, bütün bu olanlara şu kadarcık (el işareti yapıyorum burda) anlam verebiliyorsam, yedi sülalemi siksinler ya...

Ceykıl ve Sosyalleşme Denemeleri vol.1

Bilinçaltım ekşidi #2

Bulunduğum tüm ticari girişimler hüsranla sonuçlanıyor. Anlıyorum ki ben çoğu işten bi bok anlamıyorum. Ondan sonra noluyorsa oluyor Digital Playground'da buluyorum kendimi. 8-10 katlı bi cam bina (kimisi plaza diyor bunlara) komple bunların. Etraf karı kız kaynıyor haliyle.

Şirketteki kodamanlardan birinin odasında beliriyorum sonra, "çok parlak fikirlerin var, bize çalış" falan diyor. "Bağlantıları ben yaparım, sen fikir ve sponsor bul" diyor. "Pirates gibi bi filmin üçlenmesi gerekir efendim" diyorum ve senaryo yazmaya başlıyorum. Senaryo bitiyor, oyuncu seçmelerine katılıyorum (hem senarist hem mal müdürüyüm heralde). Uzun ve yorucu saatler sonunda kadroyu hazırlıyorum. İlk filmde olup da, ikinci filmde olmayan ve beni hayal kırıklığına uğratan Jenaveve Jolie'yi (resimdeki hatun) başrole alıyorum.

Herşey hazır, sıra sponsor bulmaya geliyor. Liseden kıdemli pornosever arkadaşlarımdan ikisine gidiyorum. "Olm Pirates'ın 3. sünü çekicez laaaan ehere mehere" diyorum. Daha önce bir sürü borç alıp, tüm girişimlerimde battığım için para vermiyorlar. Filmin Pirates olduğunu hatırlatıyorum, "deli gibi satıcak olm" falan diyorum ve ikna ediyorum. Oyuncu kadrosuna, rollere falan bakıyolar. Jesse Jane'e tek sahne verdiğim için küsüyorlar, para mara vermiyolar.

Geri dönüyorum cam binaya, kodaman küfrediyor İngilizce. Sürekli Türkçe konuşan adam niye İngilizce küfrediyor bi anlam veremiyorum. Ben de İspanyolca küfrediyorum (Normalde İspanyolca bilmiyorum, ama o an İspanyolca konuştuğuma eminim. Siyah beyaz efektlendirilmiş Paola Rey geçiyor sürekli sağ taraftan akarak o an). Kovuluyorum sonra.

Eskişehir'e dönüyorum, yanımda da Jenaveve var :S Aşk yaşıyoruz Eskişehir'de. Manyak manyak Adalar'da geziyoruz, kafeye falan oturuyoruz. Sonra tramvayda oluyoruz. Bi bakıyosun manyak gibi üniversitenin kantinindeyiz.

Sonra telefon çalıyor, en yakın dostlarımdan birisi arıyor, babamın telefonunu istiyor ve diyor ki "kaza yaptım". Lan bu kadar saçma ama bi o kadar görsel öğeler barındıran bi rüyadan sonra niye kötü bişey olmak zorunda ki?!
Evet, popüler pornocuların çoğunu biliyorum.

Bilinçaltım ekşidi

3 katlı, terası olan, eski bir apartmanda yaşıyorum. Duvarları dökülüyor, sarı bir dış badanası var, dar ve dönerek inen merdivenleri var. Kıyıda köşede kalmış bir mahallede yaşıyorum belli, "Eşkıya"dan fırlamış gibi bi görüntüsü var mahallenin. 2. kattayım sanırım ben, yalnız hangi şehirde olduğuma dair en ufak bir fikrim yok. Tek başıma yaşıyorum.

Şuan İstanbul'da yaşayan liseden bi arkadaşım geliyor. Yiyoruz içiyoruz, geyik meyik. Laptobumu düşürüyor dövüyorum. Sonra birisi sesleniyor, aşağı iniyorum koşa koşa. Mahalleden bi karıymış seslenen. O dönen merdivenlerden iner inmez o karıyı, 5-6 yaşlarında sarışın bir erkek çocuğunu, 3-5 mahalleliyi görüyorum. Bir de köpek var. Kadın bişeyler anlatıyor, bi mahkemeden falan bahsediyor. Sonra diyor ki "şu köpek geçen gün zavallı çocuğa saldırmış". Zavallı çocuk da o 5-6 yaşlarındaki erkek çocuğu. Şöyle bi zoomluyorum çocuğa, çocuğun dudak altı sakalı var. Normal karşılıyorum.

Derken köpek geliyor inceden inceden, ben bi adım yukarı çıkıyorum. Sonra itoğluit kovalamaya başlıyor. Terasa kadar çıkıyorum, kapıyı kapatıyorum. Köpek kapıya çarpıp duruyor. Altıma sıçtım sıçıcam neredeyse. Sonra İzmir'deki exaşkıma sesleniyorum "adsıııııııııııııııııııııızzzz! al lan şu iti!!!" diye. Ne hikmetse iti kucaklayıp götürüyor. Gittiğini görüyorum, koşarak o dönen merdivenlerden 1 kat aşağı inip apartman boşluğuna kafamı uzatarak bağırıyorum "köpeğin birini bulacağına emindim ama gerçek bi köpek olacağını tahmin etmemiştiiiiiğğğğmm ğimmm ğimğimğimmmm...." diye. Arkasına bakıyor "omuz üstü bakış tekniği"yle ve gülümsüyor. Sinirleniyorum, merdivenlerden inmeye başlıyorum.

Apartman kapısını açar açmaz mahkemeye giriyorum. Mahkeme de, mahalle düğünlerinde kullanılan beyaz plastik sandalyelerden oluşuyor. Herkes oturmuş bi ben ve o İstanbul'dan gelen arkadaş kalmış. Yer buluyoruz, bi bakıyorum avukatın yanında bi hatun var. Hatunu gerçek hayatta tanımıyorum, hatta öyle birisi yaşamıyor bile olabilir ama öyle samimiyiz ki, sanki 20 yıldır canciğer kuzu sarmasıymışız gibiyiz. Biraz sıkıntılı o, bulduğum yeri ona veriyorum, gidip avukatın yanına ben oturuyorum (avukat yıllardır dizilerde oynamış bi kadın, adını sanını bilmiyorum, yarım saattir eski dizileri araştırıyorum ama resmini bulamadım. bulabilseydim oha diyecektiniz kesin.). Sonra aramızda şöyle bir diyalog geçiyor;
A: Böyle şeyleri hiç sevmem. Neden müvekkilimi yanımdan kaldırdınız!
B: Sıkılmış görünüyordu.
A: Hmm, sevdim bunu. Arkadaşlar birbirleri için herşeyi yaparlar dimi?
B: Evet hehe.
A: Her dedikleri dinlenmeli, kaale alınmalıdır dimi?
B: Evet öyle.
A: Mesela bir arkadaşınız gelse, colgate dişleri beyazlatır dese, kaale alırsınız dimi?
B: Mmm sanırım..
A: Ama colgate dişleri beyazlatmaz ki?!
B: ...
Normalde 2 ayda ortalama 1-2 kere rüya görürüm. O kadar az rüya görürüm (yada hatırlarım işte). Ama son zamanlarda o kadar sık ve saçma rüyalar görüyorum ki, bunları yazma ihtiyacı hissettim. Birbiriyle alakasız insanlar, olaylar, mekanlar... O kadar saçma şeyler görüyorum ki mesela geçenlerde; babam annemin daha az tv izlemesi için digiturkun en sikik paketini almış, sinema salonlarına falan giremiyor annem, şifreyi söylemiyor babam. Bu yüzden boşanıyorlardı. Ulan bizim digiturkümüz yok ki! Bilinçaltım yarrağı yedi...
 
twitter da kullanıyorum