Sofi Tukker'ın DJ'si Hakkında Yorumum



Bu adamı ilk gördüğüm andan beri sevemedim bir türlü. Üzerindeki "polisten kaçan esmer seri katilin saçları sarıya boyatması" durumu yeterince kıllandırıyordu ama tam olarak adını koyamıyordum. Az önce farkettim ki ben bu adamı Khaleesi'nin Bradırı'na benzetiyorum.

Sırf ünlü ve zengin olabilmek için kimse görmüyorken, hatunu kuytuda kıstırıp, sağını solunu mıncırıp "kameralara karşı seksi olacaksın ulan!" diyormuş gibi geliyor. Göt.


ohannesburger

iki video arasındaki 7 farkı bulunuz: adam hayatı joystick yapmış, nfs oynuyor. çalgı çengi desen bi sıla şarkısından altta kalır durumda değil, belli ki para var yani. ama hayat işte, alışmadık götte durmuyor. altın semer hesabı.

Korku Filmleri: Eskiler vs. Yeniler + Sinister (2012)

Korku filmi bulamıyorum...

Uzun zamandır korku/gerilim tarzı film beğenmiyorum. Bu sadece benim problemim olmasa gerek, çünkü imdb`de falan öyle 7+ puan almış yeni bir korku filmine rastlayamadım. Bir kaç senedir çekilen tüm korku & gerilim filmleri 3 ile 5 puan arası alabilmiş, o puanları da filmin başında kurban olan sarışın manken hatun topluyor zaten.

Bana bunlarla gelmeyin!

Eşe dosta soruyorum, bloglardaki "en hede 50 korku filmi" listelerine bakıyorum falan, habire 70-80 yapımı siyah beyaz filmleri (drakulalar, zombiler, piskopat katiller falan) öneriyorlar. Onu da anlayamıyorum zaten. Sene olmuş 2012 -2013 kapıda-, amına koyduğumun yerinde üç kuruş parası olan eşşek gibi görsel efektli zombili mombili filmler çekiyor zaten, sen daha neyin peşindesin? Arka bahçede mutant besleyecek kıvama geldik, hala drakula... Götüm gibi makyajlar, sikko sikko ses efektleri falan.. Üstelik siyah beyaz! Neymiş efendim sanatmış, kült filmmiş.. Yerim öyle sanatı da kült filmi de.. Konu desen, son 10 senede aynı konuyu içeren en az 7-8 film çekilmiş, bir iki dizi dizilmiş, sürüyle video oyunlar çıkartılmıştır. "Ama ilk o vardı!". Bana ne? 30-40 sene önce ilkmiş, yeni birşeymiş ve o zamana göre gayet de kaliteli imiş. Ama artık geçerliliği yok amınakoyim bunların? Son kullanım tarihi geçmiş, içi geçmiş, outdated olmuş daha nasıl anlatayım..

Hayır, zaten -teknoloji sağolsun- bu kadar kaliteli görsel efektin, bilmem kaç kanallı ses sistemlerinin olduğu bir çağda yaşıyorsun. Olacak O Kadar makyajlı bir yaratığın "röaaaaarr" diye tükürük saçarak bağırması seni ne kadar gerebilir ki? Amaç korkmak değil mi? Müze geziyormuş gibi "bak şu kamera tekniğini ilk bu filmde kullanmışlar", "hàyrettin schreiffster, bu filmden sonra tarzını oturtabilmiş" diye diye korku filmi mi izlenir? Sıçırtmadıktan sonra ne anladım ben o korku filminden..

Ben bunu yazmayacaktım ki amk?!

Dün Sinister'ı izledim, onu yazacaktım. Nerelere geldi konu. Giriş yapayım, direk film ile başlamayayım dedim bi baktım tüm nefretimi kusmuşum. Asıl yazacağım şey, 2 sayfalık bulmaca eki gibi bonus oldu amına koyim. Neyse yardırıyorum filme.

Filmin fragmanını mümkünse izlemeyin, ben yarısına gelmeden kapatmış olmama rağmen filmin son 20 dakikasına kadar "ne zaman anlayacak olm bu adam bunu?" diye bekledim. Son çeyrekte açıklanacak olayı fragmanda vermiş adamlar... Konu olarak da güzel, polisiyeli araştırmacılı falan. Gerçek cinayetleri araştırıp onlar hakkında roman yazan bir yazarı anlatıyor. Adam bilmem kaç sene önce epey ses getirmiş ama daha sonra pek de bi cacık yapamamış. O yüzden epey hırslı, stresli falan. Gerilim filminde lazım tabi böyle unsurlar, öyle "böööööğğğ" diye bağırmak yetmiyor.

Neyse işte ailesiyle birlikte, yeni romanını konu alan cinayetin işlendiği kasabaya taşınıyorlar (ilk 5-10 dakikada oluyor bunlar zaten, spoiler değil yani). Kutu taşımacalar, "ben eski okulumu istiyorum baba!"lı bildik sahneler falan derken adam çatı katında siyah bir kutu buluyor ve içinden epey eski bir projeksiyon cihazı ve filmler çıkıyor. Fragmanda bu sahneyi gördüğümde "hay amına koyayım ya, yine Evil Dead'e bağlayacaklar!!1" dedim amma velakin öyle olmadı. Alakası bile yokmuş. Son adam filmleri izlemeye başlıyor işte. Ne Evil Dead durumları, ne The Ring`deki "filmi izledin, 7 güne sikeceğız seni oglim" geyikleri yok rahat olabilirsiniz.

Filmin sonunu ilk çeyrekte tahmin edebiliyorsunuz, ama bu sizi filmi izlemekten ve gerilip irkilmekten alıkoymuyor. En çok da bunu sevdim zaten. [Rec] serisinin ilk iki filminden beri böyle irkildiğim olmamıştı. Sonunun biraz emanet duruyor olması dışında gayet beğendim filmi. 10 üzerinden 8 veririm. İzleyin yani.

Alt başlık olayı iyiymiş lan asdjkh

Bu arada Evil Dead'den bahsetmişken, yeniden çekiliyormuş (yada çekilmiş) Nisan 2013`te piyasaya süreceklermiş. İlkokul 1 veya 2`deyken, apartmandan abilerle izlemiştim kasetten. Altıma sıçmıştım, kaç gece rüyalarıma girdi. Geçen sene bi ara aklıma geldi, "izleyeyim lan bunu, güzel filmdi" dedim. Hangi filmini izlemiştim bilemedim, video bişeyler araştırayım dedim. Bir iki video izledikten sonra vazgeçtim. 8 yaşındayken izlediğim korku filmini, 22 yaşında izleyemedim yani. Bunun farkında olarak "olm çok güzel film lan, kesin izle. nasıl korkmuştum var ya :)" diye arkadaşlarıma itelemekten, "eskiler bi başka güzel be ayça" diyen karizmatik/yavşak olmaktan vazgeçtim. Siz de öyle yapın, önce 87 yapımına ait bir video izleyin, ondan sonra 2013 versiyonunun trailerını izleyin, ondan sonra diyin ki "haksızsın amınakoyim, ne varsa eskilerde var. 87 yapımı çok daha iyi.". Ben de "allah göz vermiş, kullanma klavuzu vermemiş" diyip sitem edeyim yaradana xDé

Sınırlarımı korumasını bilirim

Yaklaşık 1 aydır başım dertte. Öyle bir dert ki, düşmanımın başına böyle bir şey gelsin istemem. Böyle yapış yapış, yılış yılış. Bir türlü gitmiyor... Ne yaptıysam olmadı, bir türlü kurtulamadım bu amına koyduğumun sümüklü böceklerinden. Baya baya mesken bellediler kapının önünü. Her gece Hera'nın su kabının etrafında toplaşıp alem yapıyorlar. Büyükleri kabın içine dalıyor, küçükleri kenardan seyrediyor falan. Onlar da analarının babalarının yanında içemiyorlar heralde.

Toplayıp toplayıp komşunun bahçesine sallıyorum, sonraki gece yine bizdeler pezevenkler. Geçenlerde sırf bunlar için ufak bi kap su koydum, bakalım ne yapacaklar diye. Sallamadılar bile, yine Hera'nın kapta takılıyorlar.

En son az önce tepemin tası attı. Topladım bunları, dizdim tek sıraya. Aldım elime tuzluğu, nasıl yalvarıyorlar "abi bokunu yiyim, gözünün yağına yumurta kıriyim yapma" falan diye. Dedim "indir o eli ayağı! bi gözüm kalmıştı yapışmadığınız ibneler!". Bunlar nasıl titriyorlar. Aldım ikisini, koydum karşılarına "izleyin ve görün". Bir kamyon tuz döktüm diğer grubun üzerine, tüm gazabımı yağdırdım. Bu ikisi nasıl altlarına sıçıyor görmeniz lazım. Aldım su kabını, yavaşça giriyorum içeri. Kapıyı kapatıcam, arkam dönük. Şöyle omuz üstü yan yan bakıp dedim ki "size yarın sabaha kadar mühlet. yarın kalktığımda da burda olursanız üzerinize kolonya döküp yakarım lan sizi, duydunuz mu yakarım!!!1".

Bakalım sabah ola hayrola. Eğer oradaysalar "dedim dedim inanmadınız, bak şimdi noldu?" geyiğini 1. elden yaşamış olacağım. Mınıırzınısiktiğimin sümüklüleri...

Rock Bars for Dummies

Rock barlarla tanışmam, babamın beni dersaneye gidiyor zannettiği lise zamanlarımda başladı. Öyle olgun gösteren bir yüzüm yok (ki hala yeni yeni sakallarım çıkıyor), ama iri kıyım olduğum için diye düşünüyorum hiç sorun olmadı. Bir kere bile "velinden yazılı izin getir ahohohöhöhö!!" geyiğine maruz kalmadım. Bu durumdan gurur duyduğum, "vay amınakoyim kralım haa" dediğim tek anım da, 8-10 kişilik bir liseli grubu olarak çılgın attığımız bir haftasonuna ait. İçeri girip giremeyeceğimizi kontrol etmek amacıyla, ben ve aynı ölçülerde bir başka arkadaşım mekana yerleşip, sipariş verdik. Biralar geldi, yudumlamaya başladık derken telefon;

- Olm bizi almadılar lan!
+ Siz devam edin, biz biralarımızı bitirip yetişiriz size (u mad?).

Neyse, aradan yıllar geçti, dışarda içme mekanlarına ocakbaşılar, restoranlar, köprü altları (:p) ekledim. Ben dahil bir çok şey değişti, fakat şu anasını sattığım rock barları hiç değişmedi. Bir arpa boyu yol al di mi, farklılık yarat di mi? Yok.

Geçen akşam Alsancak'ta Drunken Duck diye bir bara gittik, fazla olmamış daha açılalı. Mekan yeni olduğu için mi dikkat ettik, yoksa geyik esnasında mı konu buralara geldi bilmiyorum, rock bar standartlarına sardık. Daha önce hiç düşünmemişim meğer bu konu üzerine, onu farkettim o an.

3-4 sene önce görmüştüm anahtar teslim internet kafe yapıldığını. Bu anasını sattığım rock barlarında da benzeri bir olay var bence. Sanki böyle bizim bilmediğimiz, gizemli bir dükkan varmış da, bar açacak kişi girip Rock Bar Starter Kit satın alıyormuş gibi.

"Şöyle bir paketimiz var; 2 tane Godfather, 3 tane Scarface, 1 tane seçmeli Nirvana veya Metallica posteri, 6 adet seçmeli 'of çok pis laf soktum' temalı poster. Hepsi x lira. İsterseniz, biraz daha lüks sayılabilecek pro paketimiz de var. Bir önceki pakete ek olarak, bir adet boydan boya kırmızı tuğlalı duvar, 20 adet avuçiçi kadar çerez tabağı ve yazarlarımızın size özel oluşturacağı saçma sapan kokteyl isimleri barındıran bir menü. Bir de bunun bir büyüğü var -en çok bunu satıyoruz- onda da ek olarak kıç kadar tuvalet var."

Belki bu kadar seçenek yoktur ama kesin "abi biz bar açıcaz da şöyle posterli mosterli ortaya karışık bişeyler ayarlasak?" denilebilecek abiler vardır. En azından "Seçmeler - X, 90lardan Bugüne Rock Şarkıları" isimli fotokopi repertuarlar satılan kırtasiyeler vardır. Kesin vardır lan. Valla.

buraya koyayım da...

... içimde kalmasın bari.

sadece sesli düşünmekle kalmıyor, onları yazıya da döküyorum



3 ay önceki yazım, hayatımın ne kadar sikik ve monoton olduğu üzerineydi. İşe başlayınca birşeyler değişir diyordum ki yanılıyormuşum. Yine sikik ve yine monoton.. İki durum arasındaki tek fark, aynı yaşantıyı sürmeme rağmen birilerinin "aferin, yine bir önceki aydan daha sıkıcı bir ayı başarıyla tamamladın" diyerek para vermesi. Ayda bir achievement...

Dolayısıyla, bu çalışma olayının da tam benim istediğim şey olmadığını söyleyebilirim. Elimden geldiğince bu durumu mantık çerçevesine sokmaya çalışıyorum ve çalışmak iyi de, kendi işini yapıcan agaya ulaşıyorum. Yalnız şöyle bir şey daha var; geçmiş tecrübelerime bakarak, kendi kendimin patronu olduğum zaman da olası bir ton saçmalıktan dolayı yine mutsuz olacağım çıkarımını yapabiliyorum. Bu da beni, en nefret ettiğim duruma sokuyor ki o da kendi teorimi yine kendimin çürütmesidir.

Daha geniş bir açıdan bakacak olursak, mutluluk kavramına haddinden fazla anlam yüklemeye çalıştığım için mutsuz olduğumu öne sürebiliriz. Dur bakalım biraz burdan yürüyeyim. Tamam da, zaten bir canlının yegane isteği değil midir mutlu olmak? Para, seks, yemek, din veya başka birşey. Hepsi mutlu hissetmemiz için birer araç değil mi? O halde mutluluğa fazla anlam yüklemek olabilecek en normal şey gibi gözüküyor.

Eh amınakoyim, o zaman dengesizlik yok mu bu denklemde? Yoksa, sıçtık. Düzen bu şekilde kurulmuş demektir. Mutlu olmayı hedefle, hedefin bu olduğu için asla mutlu olama. Varsa, sıçtım. Herşeyi götümden görüyor, dolayısıyla götümden anlıyor ve yorumluyorum demektir. 21 senede geldiğim nokta, gelmem gereken noktadan çok çok uzakta, çünkü ben bariz ters yöne doğru ilerlemişim demektir.

Vay amınakoyim, böyle olmasın lan. Tek yamuk ben olmayayım, herkes mutsuz oluyor olsun.. Yıh yıh yıh...

Türlü türlü şeyler neler neler..



Uzun zamandır yazmıyorum. Bunun sebebi de hayatımın iki satır yazı dahi yazamayacak kadar sikko ve monoton olması. Sikko çünkü, yaptığım şeyler yemek ve uyumak gibi temel ihtiyaçlarımı karşılamaktan ibaret. Monoton çünkü, sürekli bunları yapıyorum.

3 sene önce ayrıldım İzmir'den ve bu süreç boyunca yaşantım gün geçtikçe artan bir ivmeyle basitleşti. Louie'nin bir bölümünde şöyle bir teori atıyordu ortaya Louis C.K. "Her sene, bir önceki senenin sadece %10'u kadar güzel". Dün birlikte olduğun hatun, geçen sene ki yavrudan %90 daha çirkin. Geçen hafta yediğin pizzadan, bir önceki seneye göre %90 daha az zevk aldın. Haftaya gideceğin konserde, geçen sene gittiğin konserden %90 daha az eğleneceksin. Örnekleri götümden salladım ama ana fikri anlamışsındır. Artan ivme derken bundan bahsediyordum işte.

Asosyalliğin apayrı bir seviyesine ulaştım. Asosyalin sadece önde flama taşıyanı değil, ayrıca takip eden 3-5 kişiyi de sırtlayanı oldum. Öyle ki, günler boyu gördüğüm tek insanın, bir üst sokaktaki süpermarkette çalışan kasiyerin olduğu oluyor. Ki bu da zorunluluk, sigara içmesem o kasiyeri bile belki 3-4 gün boyunca görmeyeceğim. İnsanlarla bu denli yakın ilişkide olunca, tahammül aralığım da hayli daraldı doğal olarak. Gezeyim tozayım, oturup muhabbet edeyim bilmemne şeklinde şeyler isteklerim dahilinde olmadığı için, bırak tanıştığım yeni insanları, mevcut olanlara da "mal lan bu", "sol taşşağı küçük", "memeleri şaşı", "espiri anlayışı sıfır" tarzında etiketler yapıştırıp iletişimimi kestim. Evet, eskiden çok yakın olduğum kişilerin doğumgünlerini bile kutlamadığım doğrudur (bu olay başka bir yazının konusu gerçi).

Sonuç itibariyle de götüm gibi bir hayat yaşayan, götüm gibi bir insanevladı oldum çıktım. Amaçsız, anlamsız ve de yalnız... Yalnız olmaktan şikayetçi değilim, yanlış anlaşılmasın. Birileriyle konuşayım dediğim çok nadir oluyor ki o zamanlarda da ulaşabileceğim insanlar var nihayetinde. Acıtasyon yapmıyorum yani. Fakat düzenli olarak birileriyle görüşmemek, kişiyi evden dışarı çıkmak zorunda bırakan bir düzen içerisinde olmamak (okul, iş, dernek, kahve.. ne sikimse) bütün bu sikik olayları körüklüyor. Nasıl olsa kimse görmeyecek diye temizlik yapmıyorsun, giyimine dikkat etmiyorsun, traş olmuyorsun, kendi kokuna dayanamayacak hale gelene kadar duş bile almıyorsun. İmkanlar dahilinde olabileceğin en ilkel yaşam formu olarak devam ediyorsun yola.. İlluminati gibi mevzulara "vay amınakoyim ya.. ben önümdeki 3 güne dair plan yapamazken elin adamı... ...helal olsun..." şeklinde tepkiler verebiliyorsun (ki aynı tepkiyi fethullah mevzusuna da vermiştim). Kafan farklı şekilde çalışmaya başlıyor yani. Yada tamamen duruyor da, sen bunu çalışma tarzında değişiklik olarak yorumluyorsun.

Aileme okulu bıraktığıma dair basın demeci verdikten sonra olaylar epey boka sardı. Öngörülebilen tek sonuç olduğu için çok da şaşırmıyor insan tabi. Ama ruh halinin daha da sikilmesini engellemiyor tabi bu durum.

Neyse ki, olaylar yoluna girmeye başlıyor gibi yavaş yavaş. Önümüzdeki hafta İzmir'e dönüyorum. Geçen yaz staj kıvamında çalıştığım (alaylı programcı için staj anlamsız gelebilir) yerde çalışmaya başlıyorum. Vergi rekortmeni olabileceğim kadar bir maaş almasam da, özerkleşerek iç işlerimde bağımsız dış işlerimde bağımlı bir yaşantı sürebileceğimi düşünüyorum. Düzenli bir yaşantının benim gibi bir dallamayı dahi adam edebileceğini geçen yaz kanıtlamıştım. Tabi 2 ay diyet yapıp kilo verdikten sonra bir daha kilo almayacağını varsayarak önüne geleni yiyen teyzeler gibi davrandığım için, geçen yaz kazandığım adamlık vasfından bir sik kalmadı geriye şuan. Yeniden başlayacağız bakalım..

Kim bilir, belki henüz çok geç değildir.

"yandığı yerden çekeceksin"...

* Video silinmiş. Görünce "bulayım lan güzeldi bu" dedim. Bulmuşken de güncelledim. kıps.

Şu adamı...

... "akustik ozan" diye dinledim lan ben bi yıl boyunca.. Gittim deli gibi alkol içtim mekanda, bu adamı dinledim. Sonra bi gün Power Türk'te klibini gördüm, bi garip oldum. Bi garip derken mutlu oldum, ama bi yandan da "ben bu adamı tanıyorum amınıskeyim" dedim. Öyle bi duyguya büründüm. Ondan sonra da Dailymotion'dan dinledim durdum. Öyle.

Coverlasak da mı saklasak?..

Eskileri dinlemeyi her zaman sevmişimdir. Fakat, eski şarkıların rock coverları genellikle daha çok etkilemiştir beni. Bazısı orjinalcidir, sevmez coverları. Ben nedendir bilmiyorum ama, büyük bir iştahla dinlediğim bir şarkının coverına rastladığımda (rock cover olmak zorunda.. aynı tarzdaki coverlar, daha doğrusu aynı şarkının aynı tarzda yorumlanması etkilemiyor beni. buna aynı kişinin 3 önceki albümündeki şarkıyı söylemesi de dahil..) aşırı derecede etkileniyorum lan. Uzun bir süre dinliyorum bunları.

Bu olay, muhtemelen ortaokulda Haluk Levent dinlerken başladı. "Bana kaderimiğğğn, bir oyunuğmu buğğ?" diye yaptı bir cover, dinleyince de şaşkınlık vs birşeyler uyandırdı heralde bende. Onda sonra arkası kesilmek bilmedi tabi... Duman - Beni Yak,  Öztürk - Yalnızım, Ogün Sanlısoy - Ben De Özledim ve son olarak da Rol - Vazgeçtim. Sonuncusunu bugün, Facebook'ta bir arkadaşım paylaşmış öylel keşfettim. Gitarıdır, davuludur çok hoşuma gitti fakat solistin sesini beğenmedim. Buna rağmen bugün 10'dan fazla dinlemişimdir bu şarkıyı. Öyle işte.

Coverlayın da saklayın. Hatta saklamayın, "bu da var" diyerek benimle de paylaşın..

Boşgezengiller Holding

Hani diyorum ki sabah 12de (öğlen oluyo galiba) işe gitsem, sonra ordan çıkıp okula gidip 2-3 saat dursam. Ordan da şu meşhur fırsat sitelerinin Bornova ve Alsancak'ta yarattığı fırsatlardan yararlanıp 2 bira + 1 porsiyon midye dolma menüyü 8-10 liraya yuvarlayıp eve gelsem, Hera'yı gezdirip biraz öpüp koklayıp yatsam... Kötü mü olur lan?

Tek isteğim bu lan. Yani tek değil tabiki, misal İzmir'de ailemin yanında yaşamak istemiyorum... Kendi evimde olmalı ve mümkünse tek başıma olmalıyım. Hani bu da demirbaş ama, çok zor da kalırsam siktirede de bilirim (öyle bişey yazdım ki, imla kurallarına göre nasıl yazılacağına dair en ufak bir fikrim dahi yok. Hani 2. "de" kıçtan ayrı da, baştan da ayrı mı acep? ). Neyse, amaç bu. İzmir'e geçiş yapayım, hayalini kurduğum hayatın benzerini yaşayabileyim diye öss başvurumu yaptıydım (o da ygs diye bi sik olmuş gerçi. yaşlanıyo muyuz ne), ders kitaplarını da temin ettim. Bugün yarın çalışmaya başlıyciim.

Onu haber edeyim dedim. Öyle işte..

Yeni nesil fena..

"Bilmemkaçıncı Geleneksel Sömestr'da Abimin Yanına Gideyim Günleri"ni yaşıyoruz şu günlerde. "Kâh içiyoruz, kâh içiyoruz" diyor bugünlerde yanımızda olanlar. Anlayacağınız Jr. Ceykıl İzmir'den koptu geldi. Kendisinde ufaktan bir ceykıllık gördüğümü aramızda geçen şu dialog ile ifade etmek istiyorum;

Ben: Dön hadi lise aşkları tribine bakiyim..
Kardeşim: İmkanı yok
B: Bu şarkıyı 3 kere daha dinletirsem seni tribe sokarım
K: Siksen sokamazsın!
B: Sikerim!
K: Sokamazsın!
B: Sokarım!
K: ...!
B: ...!
Hepbirağızdağn: Puauhauahuzhauah :D
İnsanları etiketlemeyi seviyoruz. Ben de seviyorum yani, ne yalan söyleyeyim. Şişko, orospu çocuğu, kaşar, kürt... Bunun farkında olup da, kendisinin etiketlenmediğini düşünmek "gerizekalı"lık olur (bir diğer etiket..). Bana basılabilecek en mantıklı etiketlerden birisi de müzmin bekardır kanımca. Etrafa bakınca daha da bir farkına varıyorum ki, sanki ezelden beri sapım ben. Hayatta kesin bir doğrunun olmadığı gibi, bu durumu da doğru/yanlış, iyi/kötü gibi birbirinin tam tersi sıfatlardan sadece biriyle nitelemek mümkün değil. Ama, duygusal ve sosyal açıdan eksikliklerimi bir kenara koyarsak, ben (bana göre) kesinlikle artıdayım. Hatta alkol ve sigaranın amına koyuyor olmam ve mümkün olduğunca sağlıksız beslenmeme rağmen, başıbağlı kimselerden daha uzun süre yaşayacağıma inanıyorum.

Eğer etrafınızda "aman dur, osman da burda (osman sensin burada) ses çıkarma" demeyecek kadar yakın olduğunuz birileri varsa, ne demek istediğimi anlayacaksınızdır. Öyle saçma sebeplerle başlayan ve ölümüne şiddetli kavgalara denk geliyorum ki, kendimi mutlu varsaymak zorunda hissediyorum. Tabi, öte yandan bu ölümüne kavgalardan bir sonraki karşılaşmalarda eser kalmıyor ama...

Hah benim problemim de bu "ama" da başlıyor. Son bir kaç senedir bu bir boğazına sarılmalar bir boynuna atlamalar şeklinde ilerleyen bir aile yaşantım var. Hani öyle zamanlar oluyor ki, babam gecenin 1inde beni arıyor (babam 11-11.30 da yatar en geç normalde) ve 5 dakika boyunca ağzıma sıçıp sıvıyor. Nesnesinin ben olduğu, birbirinden güzel etken cümleler kuruyor. Ben gıkımı çıkartmıyorum, küfretmesi bitince de telefonu kapatıyor. 5 dakika boyunca bana küfrediyor ama, onu bu noktaya getiren olaylarla en az ilgisi olan kişi de benim. Tayyip'in, hava durumunun veya doların yükselmesinin bile daha çok payı vardır hani, o şekilde olaylar...

Durum o kadar boktan ki, bu mevzuyu anlatmak amacıyla SP S11E09'dan daha boktan bir bölüm yazabilirim... Bezdim lan bezdim... Nasıl olsa dinlemiyorlar diyerek uzakta durayım diyorum, olmuyor. Nasıl olsun? Bütün ekşın kardeşim,annem ve babam arasında geçiyor. Uğraşayım, yardımcı olayım diyorum, o da olmuyor. 60'ına merdiven dayamış insanevlatlarını nasıl değiştirebilir, yaptıkları şeyin yanlış olduğuna ikna edebilirsin ki?

Ha işte tekrar o "ama"ya gelirsek, iki gün sonra barışıyorlar. Ama o iki gün boyunca birbirlerinden götürdükleri nolacak? Bişiolmaz. Birbirlerine yaşattıkları nolacak? Bişiolmaz. Sie..

Babam en son 2 gün önce gece 1 de arayıp, ağzımı yüzümü sikti telefonda. Bugün aradı, naber nasılsın diyip anneme verdi. Sonra anneme söyledi "harçlığını almış mı sor" diye. "Yatırmaz dediydim ama yatırmış, gördüm" dedim. 20 dakika annemle konuştuk, sonra babama verdi. Babamın ilk sözü "niye yatırmazmışım" oldu. "Ne bileyim, sinirlendin mi gözün kararıyor hiç bir şeyi umursamıyorsun" diyerek laf soktuğumu düşündüm. Ama o en çok sonra söylediklerimle ilgilendi; "babam para yollamadı diye cuma gecesi içmeye miydim? biraz daha fazla çalıştım, soframı kurdum...". Hem üzüldü, hem sevindi.

Yemin ediyorum, bütün bu olanlara şu kadarcık (el işareti yapıyorum burda) anlam verebiliyorsam, yedi sülalemi siksinler ya...

ya herra ya merra!

Geçenlerde başlattığım sosyal sorumluluk projesi bir sike yaramadı. Blogu okuyanlar ya sosyal sorumsuz ya da benden umutsuz. Daha bi gelecek vaadeden kişileri topluma kazandırmak istiyorlar (herhalde). Neyse, ben de "amaaaağn sikime kadar" diye düşünerekten 3 hafta boyunca takip ettiğim bir alman iti ilanının ilanvereniyle (nasıl bir isim tamlamasıdır bu) iletişime geçtim. Cebimdeki üç kuruş paraya, Görkem'in manitasının bisiklet parası eklenince, itin parasının 1/3'ü tamamlandı.

«1/3'ü demişken.. Ceykıl'ın ve Görkem'in manitasının paraları toplamı, itin parasının 2/3'üne denk gelmektedir. Ceykıl bu paranın 4/10'unu taksiye harcayıp, 1/10'unu cep harçlığı olarak ayırmıştır. İnsaflı it sahibi, eline geçen 5/10'luk paranın 1/5'ini Ceykıl'a harçlık olarak geri iade ettiyse, Ceykıl toplamda bu herife kaç TL borçlanmıştır? (Cevap: Ulan amcık hiç sayı verdin mi de TL sonuç istiyorsun?) Bi de "bu bakkal problemleri ilerde ne işimize yarayacak?" diyosunuz..»

Gecenin 11inde iti alıp geldik. Ertesi gün yıkadık ettik. Cebimde beş kuruş kalmadığı için 8. sınıf kalite kuru mama almak durumunda kaldım vs.vs. "Açtık ama mutluyduk be" diye klişeleşmiycem. Kalan borcu ödeyebilmek için (ki düşününce neredeyse itin tüm parasına eşit bu meblağ) 1 hafta zamanım vardı. Şansın böylesi.. Paranın neredeyse tamamını ilk günden kazandım (yazar burada OMFG demek istiyor).

Dişi köpek sahibi olmak, manevi olarak zor bi işmiş. Parka götürdüğümde koca koca köpekler, kızıma sürttürüp kaymaya çalışıyorlar falan çok sinirleniyorum. "Erkek köpeği olan bir dişi bulursam, takasa girebiliriz" gibisinden hain ve abazan planlarım da yok değil tabi ki (karşılıklı kız alıp vermece olayının adını unuttum. onu yazıcaktım hatırlasaydım). Hatta bi tane kestirdim gözüme bakalım hayırlısı..

Anlaşılacağı üzere sosyalleşmeye de başladım. İsimsiz Köpek Sahipleri Topluluğu gibisinden adı konmamış gizli bir örgütlenme var. Ona mensup oldum işte. Her gün yarım saat muhabbet ettiğim fakat sadece köpeklerinin adını bildiğim 8-10 tane insan evladıyla tanıştım.

Neyse işte, köpek aldım hayatım değişti onu haber vereyim dedim. Adını da Hera koydum. 4-5 sene sonra bi kere seviştirip bir erkek yavru alıcam, onun adını da Zeus koyucam.

siyah havyar yiyodum lan ben şimdi!

Bu özet kullanılabilir değil. Yayını görüntülemek için lütfen burayı tıklayın.

Sosyal sorumluluk projesi

Bana araba alır mıyız? Mantıklı olanı almamak da, hangimiz sürekli mantıklı olanı yapıyoruz ki? Hadi, bi çılgınlık yapalım ve bana araba alalım. Okula gidiyorum, iş güç koşturuyorum, doğru düzgün saatlerde yatıp kalkıyorum falan. Hayatımı düzene sokmaya başladım, çabalıyorum en azından. Ufak bir ödülü hakettim bence. Ufak dediysem de, Citroen Saxo demedim. İçine sığabileyim en azından.

Şaka maka balataları yaktım yakıcam (kendi balatalarımdan bahsediyorum). Görkem ibnesi yeni eve taşındı geçenlerde. Eskiden de ayrı evdeydi ama şimdi taa ebesinin amında bir yerde ayrı evde... Görüşemiyoruz dolayısıyla. Sevgilisinin yanında kaldığı zamanlar görüşüyorduk, iki yol muhabbet ediyorduk falan. Ders programlarımız da çok alakasız, okulda rastlaşsak falan fena olmazdı. Salıları Togan'la takılıyoruz. Ders programımda öğlen 3 saat boşluğum var. Hoca blok işliyor dersi, o 3 saat oluyor sana 4 saat. Dersten çıkıp eve gelirsem %98 gitmiyorum öğleden sonraki derse. Bu %98 de kesin bir rakam bu arada. Geçen seneden bu yana iki ders arası eve gelip, çok nadir derse döndüğümün matematiksel ifadesi. Hatta istatistiksel ifadesi, çünkü ben istatistik okuyorum.

Neyse her zaman olduğu gibi alakasız bir detayla yazının gidişatının amına koyduğuma göre kaldığım yerden devam edebilirim. Ne diyodum, hah.. Togan da eve gitmeyeyim diye benle takılıyor bu boşlukta. Akşam da bende kalıyor, kah içiyoruz sıçıyoruz, kah zorla video/film izletiyorum çocuğa.. Yakında telefonda şu şekilde diyaloglar yaşamamız mümkün bence;
+ Hacı nabıyon? İşin mişin yoksa görüşelim mi?
- Abi karnım ağrıyo gelemem
+ Gel olm sıcak bi tarhana çorbası falan şeyederiz, çay may.. Geçer karnının ağrısı. Ha ?
- Abi yanlış anladın sen, gürültüden olsa gerek. Kaynım ağlıyo abi, bırakamam şimdi adamı..
+ Siktir git. Ne zaman evlendin amcık?!
- Abi sesin kesiliyo. Tünele giriyorum.
+ Piç..
Kullanmaya kullanmaya iletişim kurma yeteneğimi kaybetmişim. Hani doğal seleksiyon değil de öbürküsü.. Evrim ile açıklanan dalga gibi oldum işte. Zorla komik video izletiyorum lan çocuğa. Bildiğin kendim dahil herkesin tiksindiği insan modeli oldum çıktım. İçince çenem düşmeye başladı, saçma sapan detaylar vermeye uzattıkça uzatmaya başladım. Geçenlerde askerlik mevzularına geldi muhabbet (elemanlardan biri yeni gelmiş askerden), her ne kadar askerlik konusunda sokaktaki çocuktan fazla bilgiye sahip olmasam da ortamdaki tek asker çocuğu olarak bi ton şey anlattım. Sürekli de "abi bak yanlış anlamayın, hani babam asker ya ordan biliyorum ben de" diyip durdum. Muhabbet kesiliyor, elemanlar başka birşey konuşuyorlar, o bitince ben kaldığım yerden devam ediyorum babamı anlatmaya... Eve gelince önce utandım, sonra tuvalete gidip kafamı gözümü aynaya lavaboya vurmak suretiyle terbiye ettim kendimi.

Sadece reel yaşantıyla da sınırlı da değil bu durum. Geçen gece yine kafam taşak gibiyken, Han'ın kalp ağrısına çare ararken, nerden çıktıysa "olm o da bişey mi. bak şimdi.." ile başlayıp, 45 dakikadan daha uzun bir süre boyunca ex yarimle yaşadıklarımızı anlattım. 30-40 satır yazıyorum, "anlamadım?" diyor, 10 satır geriye gidip olayı anlatıyorum, sonra devam ediyorum. Takibinde bi 30-40 satır daha yazıyorum, o yine anlamıyor.. Bu şekilde loop'a aldım kendimi, çocuk napacağını şaşırdı. O gün bugündür tumblr'da paylaştığım şeylere layk bile atmıyor. MSN'den gidip de "ahah süper dimi. bak bi de bu var..." diye devamının geleceğinden korkuyodur muhtemelen.

Bu vahim durum, kendi kendine geçip gitmeyecek. Hani "zamana bırakalım" diyemiyoruz (evet, biz. sen de dahil oldun duruma.). Zaman denilen yavşak, hiç bir problemi çözmüyor çünkü, sadece o problemle yaşamayı öğretiyor. Bir ton şeyi zamana bıraktım, ama buraya kadar. Ürettiğim çözüm ise bir köpek almak. Sahiplenmek daha doğrusu. Yıllardır bir alman kurdu alayım istiyorum, fakat imkan olmadı işte. "Benim köpeğimin sorumluluğunu ailem yüklenmek zorunda olduğu sürece, ne anlamı var" diye düşünüyordum. Artık bu olay geçerli değil tabi, ailemden ayrı yaşıyorum. İtin her haltıyla ben ilgileneceğim. Hem uğraş olur, oyun oynar, eğiticem diye uğraşırım. Daha fazla dışarı çıkmak zorunda kalırım (en azından sabah/gece gezdirmek lazım tabi)...

Falan filan işte, arkadaş olur kısacası. Fakat bu noktada da şöyle bir sorun devreye giriyor; İzmir'e nasıl gideceğiz? "Ben gelemiyorum İzmir'e, köpek var malum.." desem, saçma sapan "köpek mi biz mi" tripleri yaşamak istemiyorum. İşi gücü olan koca koca insanların, beni görebilecekleri 2-3 gün için 400-500 kilometre yol gelmeleri (dolayısıyla gitmeleri) de acımasızlık.. Dolayısıyla, bu noktada siz devreye giriyorsunuz. Ceykıl kardeşinizin ruh sağlığını düzeltmek, onu topluma kazandırmak, sorumlu ve mutlu bir birey haline getirmek için bi sosyal sorumluluk projesi şeyedelim diyorum. Aklımda üç format var;
  1. El birliğiyle (çoğunlukla sizin elleriniz tabi) bana bir araba alalım.
  2. Senede en az bir kere (haziran diyelim hadi buna), kısa bir süreliğine (bu da yaz tatili süreci olsun) yardımsever ve son derece sorumlu birey abi/ablalardan biri arabasını bana versin.
  3. Devlet Demir Yolları'na baskı yapalım, bana özel bir kart çıkartılsın. Yanımdaki koltuğa 50 kiloluk bir alman kurdu oturtabileyim. Komple perdeli bilmemneli kompartımanı kapatmaya bile razıyım ben (4x25 den 100 lira eder).
Ne diyorsunuz? Yardım edersiniz di mi? Geridönüşlere göre formatlardan birini seçip, ona göre plan program yapalım. Proje yöneticisi, proje sekreteri, proje sözcüsü, proje çaycısı gibi görevlileri belirleyelim. Programa göre ilerleyelim. Hala kurtarılabilecek birkaç balatam varken, bir an önce kurtarıp topluma kazandıralım beni. Sonuçta bir noktada sizin geleceğinizim ben. Gelecek bana emanet. Hadi Allah'a emanet..

Ceykıl ve Sosyalleşme Denemeleri vol.1

(:

Bulunduğum ruh halinin güzelliği, içebildiğim bira sayısıyla doğru orantılı. Ben bunun farkına vardım bugün. Hatta az önce vardım, çok da geçmedi üzerinden. "İçebildiğim"den kastım, canımın içmek istediği vakit içmek istediğim kadar içebildiğim. Yoksa 3 bira içersem 3 birim, 10 bira içersem 10 birim, 15 bira içersem 15 birim.. şeklinde değil.

Eylül başından beri (geçen haftaya kadar) 2 bira içtim. Bu hafta biraz kıçımı sıktım, biraz şansım yaver gitti üç beş kuruş para kazandım. Hepsini alkole yatırmadım tabiki, muhabbet olduğunda istediğim kadar içebildim. O kadar pozitif bir ruh halindeyim ki anlatamam. "Hacı Los Amigos'tayız, kop gel" dediklerinde kafamda uçuşan artı eksiler, rakamlar falan.. Onların olmaması o kadar güzel ki.. Neyse, şerefe..

Ayrıca buradan, 3 liralık patates kızartmasını kapıma kadar getiren McDonalds'a teşekkürlerimi iletiyorum. Her ne kadar kurye arkamdan 7 sülaleme küfretse de..

Bu yazı her ne kadar bir alkoliğin, alkole ulaştığında mutlu olmasını anlattı gibi görünse de, temelde kazandığı parayı dilediği gibi harcayabilen bir bireyin mutluluğunu yansıtmaktadır.

danışsak da mı pataklasak, danışmasak da mı pataklasak?

Öğleden sonra kayıt yenileme tantanasının son ayağı olan "seçilen derslerin danışmana onaylatılması"nı halletmek için okula gittim. Geçen dönem başında gerek benim üşengeçliğim, gerek danışmanımın dallamalığı dolayısıyla gereksiz atraksiyonlar yaşamıştım. Benzerleri tekrarlanmasın diye, sorumluluk sahibi bir birey olaraktan danışmanın kapısına dayandım.

"Bekleyin 5 dakikaya gelicem" dedi. İyi güzel, bekledik. Biz beklerken başka öğrenciler gelmeye başladı. 15 dakika sonra falan geldi danışman, geçti odasına. Dünyanın hemen her yerinde geçerli olan "ilk gelen alır" prensibi dolayısıyla ilk ben girdim odaya. Kafamdaki düşünce "adımı soyadımı söyliyeceğim, o da panelden onaylıyacak" şeklinde saf ve net olduğu için de kapıyı kapatma gereksinimi duymadım. Zira planlandığı şekilde giderse 45-70 saniye aralığında işimi halletmiş ve güle oynaya evimin yoluna koyulmuş olacaktım.

Dakka bir gol bir; "sen geçen dönem de geç gelmiştin kayda di mi?".. "Evet hocam". Sonra bir kitledi bana, yok efendim herkesin bir planı programı varmış da, o kayıtları dün tamamlamış.. Vay efendim ben ne kadar sorumsuz bir bireymişim, toplum benim gibilerden oluştuğu sürece hep aksarmış. Ulan yarrak kafalı, bana ne senin planından programından? 27-30 eylül arası dersleri onaylatabileceğim tarih aralığı değil mi? Bugün ayın 30u değil mi? Geldiğimde saat 14 küsurat değil miydi? Ee daha ne konuşuyosun sikko? Ben pazartesiden gidecekmişim de, ona soracakmışım "hocam ne zaman müsaitsiniz, ben ona göre geleyim derslerimi onaylatayım" diye. Yok daha neler. 4 günlük onaylatma süresinde 1 gün çalış 3 gün yat.. Amcığa bak.

"Bir öğrenci dersleriyle ne kadar ilgiliyse, bu tarz konularla da o kadar ilgili oluyor. Okumayacaksan uğraştırma bizi" dedi. Sana ne lan? Ben bu üniversiteyi kazanmışım, harcımı da ödüyorum. Karşılığında da bana demişler ki "olm bak 8 dönemlik okulu 10-12 döneme kadar uzatabilirsin. yalnız dikkat et 2 sene üst üste 2.0 ın altına düşürme ortalamanı..". Ben bu hakkımı ister peşin peşin kullanırım, ister bozdurur bozdurur jeton niyetine basarım kıçına taksit taksit.

Mezun olalı 5 sene olmuş olmamış, hala birilerinin kıçını yalıyosun.. Sonra kalkıp her fırsatta öğrenciye kayıyosun. Sikerim böyle işi. Önümüzdeki 2 hafta her derse gidip, dersime giren insani hocalardan biriyle değiştiricem danışmanımı. İlerde ciddi bi işimiz düşse, içimizde patlıyacak amınakoyim.
 
twitter da kullanıyorum