Asansörde 41 saat

Elemanın birinin 41 saat boyunca asansörde mahsur kalıyor. 41 saat aç susuz kalmak, hele göt kadar asansörde durmak yeterince sikik bir durum değilmiş gibi, bir de amcanın ishal olduğuna şahit oluyoruz.

Video sanırsam kurgu, gerçek falan değil. 41 saat boyunca, güvenlik kamerası olan bir asansörde mahsur kalsam kalkıp da otuzbir çekmem heralde...

Blue Mountain State

American Pie serisi tadında, ama onun memesiz hali bir dizi Blue Mountain State. Üniversitenin amerikan futbolu takımı ve onların karılı kızlı, alkollü, çeşit çeşit uyuşturucular barındıran maceralarını konu alıyor. Ahlaksız bir dizi yani.

Ana karakter olan Alex Moran, yaşam prensibi olarak (üniversite bazlı en azından) epey kafama yatkın bir karakter. Takımda 2. yedek bilmemne oyuncusu (oyun kurucu gibi birşeydi) ve hayatından gayet memnun. Bir bölümde, elemanlardan birine şöyle birşey diyordu; "Futbol takımında olmaktan daha iyi birşey varsa o da futbol takımında yedek oyuncu olmak. Derslere girmezsin, sınavlara girmezsin, futbol oyuncusu olarak hatun sıkıntısı çekmezsin... Mezun olunca babam gibi bir beden eğitimi öğretmeni olucam, benim bununla ilgili bir sıkıntım yok. Tek derdim, bu 4 sene boyunca ortalığın amına koyabilmek ;)". Takım kaptanı Thad (bildiğin mal) ise apayrı bir dünya...

Ayrıca, altyazıları çeviren eşekherif'in, jeneriklere eklediği (sanırsam 3. bölümden itibarendi) geyikler, "sonraki bölümde ne dedi acep" şeklinde bir düşünce yarataraktan takır takır tüm sezonu izlettiriyor (ekşisözlük).

Şuan ilk sezonu izleyebilirsiniz. Yirmişer dakikalık 12 bölümü bitirmek pek de uzun sürmüyor zaten. 2. sezon 2010da bi ara başlayacakmış ama, zamanı belli değil daha. Eylül, ekim gibi başlar heralde diğer dizilerle birlikte.

Slm, asl, nbr?

Şu güzelim blogu da piç ettim ya, alkışlara boğasım geliyor kendimi. Aferin, engeneral benim! Bu "engeneral" mevzusu da, babamla kavga ettiğimiz zamanlarda kıçımdan uydurduğum bi rütbe. Daha yavşak şeyler de üretiyorum da, adı üstünde yavşaklık işte, söylemiycem o yüzden.

Hazirandan beri iki satır blog okumadım. Ne tesadüftür ki 2 satır blog da yazmadım. Bunu da Blogger cemiyetinden kopmama bağladım. Meğersem, ben baya baya bu cemiyete bağlanmışım lan. Panelini yediğimin bloggerı :) Blog okudum aslında biraz. Godsyndrome'u okudum, o da askerlikten sonra epey keskin bir üslup değişimi yaşamış. Ağzı mı bozulmuş ne :) Onun dışında bir iki kere Zepevenk'e ve Cihad'ın bloguna baktım. O kadar.

Şimdi bi test yapayım diyorum, bakalım yavrumuz Cihad da bizim blogu okuyor mu? Okuyor ise, eminim bu posta yorum yapacaktır. "Hacı, kaldır şu sağ taraftaki reklamı. Zaten kaç tekilin var da, kaçı tıklayacak da köşeyi döneceksin? Şahsen ben Qzone almayı düşünmüyorum :))". Lafımı da çarpıtıp da rahatlamamın ardından, yazmadığım zamanları telafi etmek ya da ilerde yayınlanmak amacıyla (henüz karar veremedim hangi amaçla olduğunu) bir iki post gireyim bakalım..

Haaa bi de, Peluş mırmır oldu lan yine. 2 ayda bir azıyor amınakoduğumun kedisi. Ahanda yandaki resimde, merdivenlerle sürtüşürken görüyoruz kendisini.

O değil de;

Son anketi yapmamın tek sebebi eğlenmekti. Eğlendim de. Bir bakıyorum 5 oy almış 4. şık, iki saat sonra tekrar bakıyorum hemen değişmiş oy. Bi bakıyorum 7 oy almış, sonra düşmüş 3e 4e... Valla çok eğlendim lan. Jeton sesi buralara kadar geldi hani.

İffetime göz diktiler

Sıkı dur, blogger olmanın altın kuralını açıklamak üzereyim. Evet açıklıyorum; yaz geldi mi dükkanı kapatıp gideceksin. Kural bu. Hiç bir mantıklı sebebi yok fakat, bir bloggerın sahip olması gereken en önemli vasıf bu. Eğer ki bunu yapmıyorsan, hiç ortalarda "ben bloggerım" diye gezinme, friendfeedinin açıklama bölümüne "king of the blog world" falan yazma yani.

1 aydır yazmama sebebimi, "en kral blogger benim" mesajıyla süsleyerek kaktırmaya çalıştığım bu giriş paragrafının ardından esas sebebe geçelim; vaktim olmuyor. Üzerinize afiyet İzmir'de bir bilişim şirketinde işe başladım da. Sabah 9 akşam 7 kod yazıp duruyorum. Bütün sene boyunca uykuya yattığım saatte (sabah 7) uyandığım, kahvaltı yaptığım saatte (akşam 10) yattığım için pek de "arada bloga uğrasam fena olmayacak hani" diyemiyorum. Takdir edersiniz ki, insanlığın %90'ının sahiplendiği "gündüz çalış/gece uyu" felsefesi bana pek uygun değil.

Kısacası günlerim çok yorucu geçiyor. Bu gelişmelerin, olumlu yönleri de yok değil hani. Misal, alkol kullanımını kontrol altına aldım. Artık "bak yarın işe gidicem, içmiyim o yüzden bu akşam" diyebiliyorum. Ama okul olsaydı yapar mıydım bunu? Koy götüne okulun :) Sigara da büyük ölçüde azaldı. Ofiste sigara içilmediğinden ve 20 dakkada bir dışarı çıkıp da "kaytaran yeni çocuk" gibi görünmek istemediğimden, çalıştığım süre boyunca en fazla 4 sigara içebiliyorum. Yıllardır parasını yediğim babama, ver'li değil de al'lı cümleler kurabiliyorum falan filan.

Birkaç şey daha yaptım. Misal, sosyal ağlardaki doktorceykil hesaplarımı kullanmayı bıraktım. Twitter ve Friendfeed'deki hesaplarımı artık takip etmeyeceğim. Onun yerine, adımsoyadım şeklinde hesaplar açtım. Diğer blogumu aktifleştirdim. İnternet, programlama, tasarım vs. gibi teknolojik konularda yazacağım orada. Burayı bırakmıyorum tabi ki :) Burası kişisel blogum sonuçta (belki ilerde adres değiştirebilirim ama). Teknoloji harici hemen herhaltı buraya yazacağım.

O değil de, esas şeyi anlatıcaktım ben. Sabah 8'de çıktım yola, dolmuş bekliyorum. Koduğumun dolmuşu gelmedi yarım saatte. O sırada bi tane Renault Transit yanaştı, nereye gittiğimi sordu. "Gülbahçe" dedim. "Atla Urla'ya kadar bırakayım" dedi. Eyvallah dedik bindik. Sonra isim misim, hoş beş. Dedi ki, "bi arkadaşa benzettim seni, geçmiştim döndüm geldim tekrar". E ne diyim şimdi, ehere mehere dedim geçtim. Sonra "buranın yerlisi misin", "hemşerim memleket nere", "okuyo musun", "nerde çalışıyosun", "işler nasıl" gibi birbiriyle yeni tanışmış her allahın kullunun soracağı fix sorulardan bir derleme sundu.

Derken olay "Aaa ben de Bodrum'da ticaret yapıyorum. Gelirsen görüşelim"e geldi. Baktım mevzu renk değiştiriyor, kapıya doğru yanaştım. Bir yandan da tetikteyim tabi, elini kolunu izliyorum. Otostopçu arkadaşlarımdan duyduğum "okşadı götveren" temalı hikayelerden ötürü, "uzat o elini de kırayım ağzını burnunu" diye düşünüyorum. Ama bir yandan da, "olm belki herif çok sıcak kanlı? belki samimiyet yapısında var? hemen önyargılı davranma" falan diye geveleyerek kendimi frenlemeye çalışıyorum. İneceğim yere 1-2 kilometre var yok, "vaktin varsa bişeyler içelim" demez mi? Dedim, "çek kenara, iniyorum ben". Amınakoduğumun evladına bak hele. Sabahın 8'inde, eşcinsel bir fahişenin, elinde laptop çantasıyla işe çıkma ihtimali kaçtır yavşak?

Bi daha sikseler binmem (hoş, binersem de sikecekler :D ironiye gel), 1.5 saat dolmuş beklerim yine de binmem. Hayır, götü her türlü korurum problem o değil de, kırsam ağzını burnunu, polis gelse sonra, bu yavşak dese ki "yardımcı olayım, gideceği yer yolumun üstündeydi bırakayım dedim. bindi. para istedi, vermeyince ağzımı burnumu kırdı", al başına belayı. Ondan sonra anlat derdini anlatabiliyorsan.

Bu tarz aksiyonlar yaşamasam, bi halt yazamıycam bloga heralde lan.
 
twitter da kullanıyorum