Slm, asl, nbr?

Şu güzelim blogu da piç ettim ya, alkışlara boğasım geliyor kendimi. Aferin, engeneral benim! Bu "engeneral" mevzusu da, babamla kavga ettiğimiz zamanlarda kıçımdan uydurduğum bi rütbe. Daha yavşak şeyler de üretiyorum da, adı üstünde yavşaklık işte, söylemiycem o yüzden.

Hazirandan beri iki satır blog okumadım. Ne tesadüftür ki 2 satır blog da yazmadım. Bunu da Blogger cemiyetinden kopmama bağladım. Meğersem, ben baya baya bu cemiyete bağlanmışım lan. Panelini yediğimin bloggerı :) Blog okudum aslında biraz. Godsyndrome'u okudum, o da askerlikten sonra epey keskin bir üslup değişimi yaşamış. Ağzı mı bozulmuş ne :) Onun dışında bir iki kere Zepevenk'e ve Cihad'ın bloguna baktım. O kadar.

Şimdi bi test yapayım diyorum, bakalım yavrumuz Cihad da bizim blogu okuyor mu? Okuyor ise, eminim bu posta yorum yapacaktır. "Hacı, kaldır şu sağ taraftaki reklamı. Zaten kaç tekilin var da, kaçı tıklayacak da köşeyi döneceksin? Şahsen ben Qzone almayı düşünmüyorum :))". Lafımı da çarpıtıp da rahatlamamın ardından, yazmadığım zamanları telafi etmek ya da ilerde yayınlanmak amacıyla (henüz karar veremedim hangi amaçla olduğunu) bir iki post gireyim bakalım..

Haaa bi de, Peluş mırmır oldu lan yine. 2 ayda bir azıyor amınakoduğumun kedisi. Ahanda yandaki resimde, merdivenlerle sürtüşürken görüyoruz kendisini.

O değil de;

Son anketi yapmamın tek sebebi eğlenmekti. Eğlendim de. Bir bakıyorum 5 oy almış 4. şık, iki saat sonra tekrar bakıyorum hemen değişmiş oy. Bi bakıyorum 7 oy almış, sonra düşmüş 3e 4e... Valla çok eğlendim lan. Jeton sesi buralara kadar geldi hani.

İffetime göz diktiler

Sıkı dur, blogger olmanın altın kuralını açıklamak üzereyim. Evet açıklıyorum; yaz geldi mi dükkanı kapatıp gideceksin. Kural bu. Hiç bir mantıklı sebebi yok fakat, bir bloggerın sahip olması gereken en önemli vasıf bu. Eğer ki bunu yapmıyorsan, hiç ortalarda "ben bloggerım" diye gezinme, friendfeedinin açıklama bölümüne "king of the blog world" falan yazma yani.

1 aydır yazmama sebebimi, "en kral blogger benim" mesajıyla süsleyerek kaktırmaya çalıştığım bu giriş paragrafının ardından esas sebebe geçelim; vaktim olmuyor. Üzerinize afiyet İzmir'de bir bilişim şirketinde işe başladım da. Sabah 9 akşam 7 kod yazıp duruyorum. Bütün sene boyunca uykuya yattığım saatte (sabah 7) uyandığım, kahvaltı yaptığım saatte (akşam 10) yattığım için pek de "arada bloga uğrasam fena olmayacak hani" diyemiyorum. Takdir edersiniz ki, insanlığın %90'ının sahiplendiği "gündüz çalış/gece uyu" felsefesi bana pek uygun değil.

Kısacası günlerim çok yorucu geçiyor. Bu gelişmelerin, olumlu yönleri de yok değil hani. Misal, alkol kullanımını kontrol altına aldım. Artık "bak yarın işe gidicem, içmiyim o yüzden bu akşam" diyebiliyorum. Ama okul olsaydı yapar mıydım bunu? Koy götüne okulun :) Sigara da büyük ölçüde azaldı. Ofiste sigara içilmediğinden ve 20 dakkada bir dışarı çıkıp da "kaytaran yeni çocuk" gibi görünmek istemediğimden, çalıştığım süre boyunca en fazla 4 sigara içebiliyorum. Yıllardır parasını yediğim babama, ver'li değil de al'lı cümleler kurabiliyorum falan filan.

Birkaç şey daha yaptım. Misal, sosyal ağlardaki doktorceykil hesaplarımı kullanmayı bıraktım. Twitter ve Friendfeed'deki hesaplarımı artık takip etmeyeceğim. Onun yerine, adımsoyadım şeklinde hesaplar açtım. Diğer blogumu aktifleştirdim. İnternet, programlama, tasarım vs. gibi teknolojik konularda yazacağım orada. Burayı bırakmıyorum tabi ki :) Burası kişisel blogum sonuçta (belki ilerde adres değiştirebilirim ama). Teknoloji harici hemen herhaltı buraya yazacağım.

O değil de, esas şeyi anlatıcaktım ben. Sabah 8'de çıktım yola, dolmuş bekliyorum. Koduğumun dolmuşu gelmedi yarım saatte. O sırada bi tane Renault Transit yanaştı, nereye gittiğimi sordu. "Gülbahçe" dedim. "Atla Urla'ya kadar bırakayım" dedi. Eyvallah dedik bindik. Sonra isim misim, hoş beş. Dedi ki, "bi arkadaşa benzettim seni, geçmiştim döndüm geldim tekrar". E ne diyim şimdi, ehere mehere dedim geçtim. Sonra "buranın yerlisi misin", "hemşerim memleket nere", "okuyo musun", "nerde çalışıyosun", "işler nasıl" gibi birbiriyle yeni tanışmış her allahın kullunun soracağı fix sorulardan bir derleme sundu.

Derken olay "Aaa ben de Bodrum'da ticaret yapıyorum. Gelirsen görüşelim"e geldi. Baktım mevzu renk değiştiriyor, kapıya doğru yanaştım. Bir yandan da tetikteyim tabi, elini kolunu izliyorum. Otostopçu arkadaşlarımdan duyduğum "okşadı götveren" temalı hikayelerden ötürü, "uzat o elini de kırayım ağzını burnunu" diye düşünüyorum. Ama bir yandan da, "olm belki herif çok sıcak kanlı? belki samimiyet yapısında var? hemen önyargılı davranma" falan diye geveleyerek kendimi frenlemeye çalışıyorum. İneceğim yere 1-2 kilometre var yok, "vaktin varsa bişeyler içelim" demez mi? Dedim, "çek kenara, iniyorum ben". Amınakoduğumun evladına bak hele. Sabahın 8'inde, eşcinsel bir fahişenin, elinde laptop çantasıyla işe çıkma ihtimali kaçtır yavşak?

Bi daha sikseler binmem (hoş, binersem de sikecekler :D ironiye gel), 1.5 saat dolmuş beklerim yine de binmem. Hayır, götü her türlü korurum problem o değil de, kırsam ağzını burnunu, polis gelse sonra, bu yavşak dese ki "yardımcı olayım, gideceği yer yolumun üstündeydi bırakayım dedim. bindi. para istedi, vermeyince ağzımı burnumu kırdı", al başına belayı. Ondan sonra anlat derdini anlatabiliyorsan.

Bu tarz aksiyonlar yaşamasam, bi halt yazamıycam bloga heralde lan.

kulakpası#10



Chuck 3. sezon 14. bölümün sonunda çaldıydı. Ajancan, manitasına müzik dinlemeyi öğretirkene, bi romantizm patlatayım diye düşünerek bu şarkıyı seçtiydi. İşte o vakit öğrendim bu şarkıyı. Son derece motive edici geliyor bana.

15 dakikadır başlık bulayım diye uğraşıyorum, ama bi türlü bulamadım

Bu sabah Facebook'ta birinin motosikletli resimlerini gördüm. Lisenin ilk iki senesindeki motosiklet takıntım geldi aklıma "hey gidi günler heeeeeaaaaooyyyyğğhhh" dedim. Tabi ikinci heey böyle brutal değildi. Gayet normal bi hey'di. Sonra içim kıpır kıpır oldu eski günleri yaadettim ya. Bi bakayım kaç milyar olmuş şu aletler dedim. Bi baktım. Epey bi milyar olmuşlar. Neyse, sonra motordelisi hesabım geldi aklıma, bi gireyim dedim.

Girince yapılacak ilk şey, eski mesajların kontrolü oldu tabi. Arattım mesajlarımı, başladım teker teker okumaya. Sene 2006, 16 yaşındayım daha. 17 olayım da A2 sınıfı ehliyet alayım, sonra da baba parasıyla bi motor alır gazlar dururum diye yanıp tutuşuyorum. Gözüme uyku girmiyor. Günde ortalama 6-7 saat o forumda o motor senin, bu kaza haberi benim geziniyorum falan (düzenli bir okuyucuysan, çok feci şeylere zemin hazırlamakta olduğumu farketmişsindir. ha bi de umarım düzenli okuyucusundur. gerçi düzenli okuyucu olmaman da güzel bişey, yenisin demektir. ki severim yeni okuyucuları. konuyu sikip atan bu uzun içsesten sonra muhtemelen bloga bir daha girmeyeceksin ama olsun, her zaman benim o 'kıymetli yeni okuyucum' olarak kalacaksın.). İşte o zamanki mesajlarımın içerikleri o kadar yavşak, o kadar iticiymiş ki resmen 16 yaşındaki benin ağzını burnunu kırasım geldi.

"Öğreneyim" yerine "ööreneim" yazmalar mı dersin, havada uçuşan w'lar mı dersin, 3 karakterde bir gülücük koymalar mı dersin.. Yok yokmuş lan bende! Vay amımakoyayım. Resmen üzerinde "topunuzun amına korum" yazan bi tabelayla Kadifekale'de geziyormuşum. Şuan Facebook'tan, MSN'den sildiğim ne kadar ortaokul/lise arkadaşım varsa hık demiş burunlarından düşmüşüm (olur ya, onlardan biriysen sakın ha kişisel algılama :) haha, siktir algıla tabi kişisel. kişisel olmaz mı hiç? sen kalk yaraq kûréQ karakterler kullan ondan sonra "kişisel algılamiyim ben" de. yok öyle! yüzsüze bak ya..).

Ya... Ya.. İşte böyle bir hayal kırıklığıyla başladım ben güzelim pazar gününe. Gerçi diğer güzelim pazar günlerinden pek de bir farkı yoktu ama, insanın yine de morali bozuluyor. Bundan 5-10 sene sonra "aa üniversite yıllarımda doktorceykıl olarak tuttuğum bi blog vardı, du bi bakayım. yuh! ne kadar da terbiyesizmişim ben, tövbe estafurullah. kusura bakma hayatım, kendimi kaybettim bi an. ama çok sinirlendim napiyim, baksana şu yazılara! cık cık cıkkk... yada dur bakma sakın." falan dersem nolacak lan? Vay arkadaş, zaman ne kadar kalleş bi kavrammış böyle.
 
twitter da kullanıyorum