İliğime kadar sömürdün lan!

Şu eski sevgilinin araması mevzusuna çok kıl oluyorum lan. Harbi öyle böyle değil, feci kıl oluyorum. Zaten mevcut olmayan dengemin ağzına sıçıyor. Geçenlerde mesaj attığından bahsetmiştim. Hatta sonunda da terslediğim için kendi kendime kızmıştım. Terslemek değil de, ilgisizlik diyelim. Ertesi gün başka bi mallık yapıp havadan sudan 2 mesaj atıp giriş yaptıktan sonra "neyse dün yazdıklarımın biraz sert olduğu kanısına vardım, kusura bakma diyecektim" kıvamında bi mesaj çektim. Gelen mesaj; "sorun değil, burdasın sandım o yüzden mesaj attım. zaten telefonunu da gülbensu dan almıştım". Aferin aferin. Sen sildin numaramı, ben mal gibi silmedim, vur yüzüme.

Ulan nisan-mayıs gibi iletişimi kesmişim. Sırf kendini ayrılığın kazanan tarafı olarak ilan etmek için mi dürtüyosun beni? Hatun kişiler bloglarında hep bu davranışın erkeğe mahsus olduğundan falan bahsetmişler, o zaman ne iş bu? 2 gün boyunca kendi kendime sinirlenip durdum zaten, rezil bi 2 gün geçirdim. Sonra kurtuldum o ruh halinden (etkisinin 2 gün sürmesi garibime gitti). Dün gece çağrı atmış telefona, gece tam 1:30'da (niye gece geliyorum lan hep bu kızın aklına?). Tasarım editliyordum, görünce dondum kaldım. "Ne iş?" diye düşünmeye başladım. Of lan! Bıktım arkadaş bıktım. Kuyruğunu kovalayan köpek hızında dönüp duruyoruz. Hani artık o döngünün herhangi bi noktasındayken 1 tam tur için geçecek tam zamanı söyleyebilecek hale geldim. Kendimce tüm iletişim imkanını sıfırladım. Facebooktan sildim, msnlerden sildim. Blogumu zaten bilmiyor, yani telefonu kullanmadığım sürece iletişime geçemem. Ki aramıyorum etmiyorum da. Daha ne yapayım? 6 yıllık telefon numaramı mı değiştireyim? Onun için? Ha-ha! Bi daha mesaj attığında "kimsin?" diye cevap vericem. Umarım yeterli olur.

Hayır, ağzım yandı zaten kaç defa. Bulaşmıyorum artık karı kız mevzularına. Gezip tozmuyorum da. Okulda umrumda değil, işimi yapayım paramı kazanayım derdindeyim. Maddi kaynaklı zilyon çeşit problemle boğuşurken bi de çöpe atılan 2 senemin artıklarıyla mı uğraşıcam? İliğime kadar emdin lan, sömürdün sömürdün... Git artık git, BSG!

The Informers (IMDB: 6.5/10 & Dr.Ceykıl: 2/10)

- Bu yazı köpekler gibi spoiler içerir. Böyle bir filmi izlememeniz gerektiği için rahatlıkla okuyabilirsiniz ama. Gerçekten izlemeyin, rezil. Valla lan! -

Dün gece (ya da bu sabah) The Informers'ı izledim. İzlediğime lanet ettiğim filmler sıralamasında ilk 3e kesin girer. Hatta 'Never Surrender' ile birinciliği bile paylaşabilirler.

Filmin sloganı şöyle; 'Greed is good. Sex is easy. Youth is forever.'. Böyle bi sloganı görüp de benim bu filmi izlememem imkansızdı. IMDB'ye bakıp da filmin 10 üzerinden 6.5 aldığını görünce iyice merak ettim (5+ filmleri izlerim genelde). Türüne bakıp da crime,drama,thriller muhteşem üçlüsünü görünce iyice ağzımın suları akmaya başladı (bknz: drool).

Filmin konusunu okudum, '80lerin Amerikası'ndaki 7 hayatı anlatıyor' yazıyordu. Severim böyle filmleri. Mesela Seven Pounds çok kraldı. Aksiyonu da vardı, süperdi. Crash de muhteşemdi mesela. Durum-kesit şeklindeydi, aksiyon yoktu ama çok kraldı. Öyle zannedip izledim işte bu lanet filmi de.

'Seks çok kolay' demişler. Abi kolay farklı, filmdeki olay farklı. Şöyle açıklayayım; A erkeği, B hatunuyla çakışıyor. C erkeği, A erkeğinin kankası, canı cicisi. A ile C, B'yle birlikte takılıyorlar aynı anda (Aynı anda dediysem, aynı anda yani. Threesome yapıyorlar). Bu C aynı zamanda her önüne gelene çakan bi tip. A'ya da çakıyor, A'nın annesine de ve bunun dışında zilyon tane nefes alan şeye. A'nın babası hem A'nın annesine hem başka bi kadına çakıyor. Öte yandan bi tane adam var, oğlunun tavladığı kızcağızlara sulanıyor. Bir başka erkek insanı, 15-16-17 yaşlarındaki çocuklarla takılıyor cinsiyet ayırt etmeksizin.

Film neyi anlatmak istemiş anlamadım. '30 sene sonra Amerika çok değişti. Artık çocuklarla ilişkiye girmeye izin vermiyoruz' mu demek istemişler acep?

Bu film IMDB'de nasıl 6.5 puan almış anlamadım lan. Çok enteresan... 90 dakikamı heba etti. Sanırım sanatsal bi değeri var filmin. Böyle 'Pikaçu Şıtrovski nin dokunuşlarını hissettim. Hele o sübyancı pezevenk muhterem yok mu... Hah işte tam orda hissettim üstadım' tarzında entel yorumlar yapılabiliritesi var heralde ki bu kadar yüksek bi puan almış.

Filme de koyayım, yapana da, oynayana da, filmde birbirlerine koyanlara da, o filme 6.5 puan verenlere de, zamunda da bu filmi üst sıralara çıkartanlara da... Bu yazıyı okuyup, izleyip, 'hakkaten rezilmiş' diyenlere de... O kadar uyardık, izlemeyin diye demi !

Kendimi dikizledim

Bu sefer kendimi dikizledim, "neyim lan ben?" dedim. İnceledim, gözlem yaptım. Cevaplar buldum gibi oldu. Cevap olmasalar bile bişeyler çıktı işte ortaya. Sonuçtur heralde onlar da?

İstanbul doğumlu olmama rağmen 2 kere gittim İstanbul'a. Biri lisede okul gezisiydi, diğeri de İstanbul bile değildi. Tuzla'ydı.

Stewie Griffin'i çok severim. Onun gibi bi çocuğum olsun, birlikte seksi partiler verelim isterim hep. Kapı önü teyzelerine 'Burn in hell!' derdik beraber.

Hiç bir şarkıcının tüm şarkılarını bilmem. Hatta, en sevdiğim şarkılarının hangi albüme ait olduğunu bile bilmem. Gereksiz bi ayrıntı gibi gelir hep. Ona rağmen çok severim müzik dinlemeyi. Lise 2 ve 3'de kulaklıkla mutualist bi ilişkimiz olmuştu. Ben onu sıcak tutuyordum, o da tıpkı filmlerdeki gibi background müziği veriyordu.

Küfürlü konuşmayı severim, küfürlü konuşanları da kendime yakın hissederim. Kemik ve lombak okuyarak büyüdüm ben. Heryerde küfretmem tabi. Mesela yöneticisi olduğum forumda, argo bile kullanmıyorum. Bok dahi demedim lan, o derece.

Tam bi couch potatoyumdur. Kanepemden kalkmam, birlikte yaşarız. Hatta bi ara yatağa bile gitmiyordum, abarttığımı düşündüm, yatağımda uyumaya karar verdim. Öyle 'hacı böyle bi yarım saat kendimi sokaklara vurmazsam ölecekmişim gibi geliyo' tipinde bi insan değilim. 8-10 paket sigara, ekmek, yumurta falan alıp 1 hafta evden çıkmadığım olmuştur. Özellikle haftasonları cok sık yaparım bunu.

Alkolü severim. Seven bir aileden geliyorum, ben de seviyorum o yüzden. En çok viskiye bayılırım, ondan sonra bira gelir. Öğrencilik dolayısıyla viski içtiğim zamanlar sayılıdır. Belki de az içtiğim için seviyorumdur, olabilir. Vodka başımı ağrıtıyor ama onu biliyorum.

Küçükken veteriner olmak istiyordum. 6-7 yaşından beri ailevi olayların hepsini anlattıkları için, insan ilişkilerinin zor olduğunu biliyordum. Ergenlikte sevmeye başladım insanları, fakat son 1 sene içerisinde anti-sosyal bi insan oldum. Gurur duymuyorum, ama gocunmuyorum da. Salak geliyorlar ya da ben salağım. Bilmiyorum, uyum sağlayana kadar böyle gider heralde. Olacağına varır diyip yaşıyorum öyle.

Veteriner olmadım tabi ki. Bi bok olmadım aslında daha. Anadolu Üniversitesi'nde istatistik okuyorum, onu da okumuyorum gerçi. Hazırlığı yeni bitirdim. İstatistik sikimde değil, web programcısıyım ben. Coderım, PHP coderım hatta. Bi' gün zengin olucam biliyorum. 40 yaşındayken emekli olup Bodrum'a yerleşicem. Annem babam Bodrumlu bu arada, teknik açıdan ben de öyleyim. Öğlen uyanıp, yatımla açılıcam denize, bütün gün içip içip yüzücem. Evet yat da alıcam. Yatım da olacak katım da.

Sanattan anlamam. Daha doğrusu o şekilde bir bilgi birikimim yok. Bana hitap edeni severim, etkiliyorsa ne ala. Herkes seviyo diye bişeyi sevmem, ben seviyorum diye herkes sevmiyo zaten.

Hatun kişilerle hep samimi dost oldum. İlişki yürütmeyi beceremedim. Duyguya düşünce karıştırınca olmuyor onu anladım, ama hep 'ulan daha yaşım kaç başım kaç? bu son olmayacak ki' diye düşünüp son kullanma tarihi belirlemekten kendimi alamadım. Olmadı dolayısıyla. Oldu gibi geleni de olmadı. O yüzden 30lu yaşlardaki 'love sucks!' triplerinde takılan, inceden orta yaş bunalımındaki kadın ve erkek insanlarının bloglarını okuyup bişeyler öğrenmeye çalışırım. Öyle yeni yetme gelin gibi herkesi 'başka' sanmayayım diye.

Sorumluluk almanın köpek beslemek, kedinin kakasını temizlemek olduğunu sandığım zamanları çok özlerim. Fatura, yemek falan zor işler. Buna rağmen tek başıma yaşıyorum ve seviyorum yalnız yaşamayı. Herşeyin benim elimde olması ne kadar kötüyse o kadar güzel çünkü.

7 yaşımdan beri süt içmem. Peynir de yemem. Sadece erimiş kaşar ve Bodrum çökeleği yiyebiliyorum. Bi tercih değil, vücudum kabul etmiyor (anladın sen onu). 40 yaşında kemiklerim eriyecek, menepoz teyzeler gibi kase kase yoğurt yemek zorunda kalıcam lanet olsun. Olsun belki zenginlerin kemikleri erimiyordur. Öğrenicez.

"Aşk mı kariyer mi?" sorusuna "aşk" diye cevap veririm. Beynim benim nasıl olsa, elbet bi gün kariyer yaparım. "Aşk beklemez" deyip koşar giderim. Onun mal mal beklediğini görünce sinirlenir, geldiğim yöne koşarım.

Kimse mimlemez beni. Ben de kimseyi mimlemem ödeşiriz. Evet, intikam almayı severim. Unutmam, unutmuş gibi de yapmam. Hep başına kakarım, laf sokarım. Artizimdir, ama olmayan şeye güvenemem. Var ki konuşuyorum. Bi tek bizim avukatcana laf sokamıyorum. 3-4 yıllık avukat tabi boru değil. Onu gördükçe sayısal öğrencisi olmama rağmen "hukuk mu okusaydım lan?" derim. İzmir'e her gittiğimde görüşürüz, hacize gittiği fukaraları anlatır bana. İyi birisi aslında, her görüştüğümüzde ince ince hukuki haklarımı öğrenirim. Cinayet işlersem nasıl yırtarım, ilerde boşanırsam nasıl mal kaçırırım gibi soruların cevabını çoktan öğrendim. Bi hayatın anlamını anlatmadı, onun da hukukla değil felsefeyle alakası var sanırım. Onu da anlatır bi gün, biliyorum.

MSN'de onu bunu öpeceğim zaman (K) yaparım. O çıkan hatun kişi dudağına tav olurum. Ben yolladığım zaman tabi. Erkeksi öpücük smileyim olmadığı için sineye çekerim, bb der geçerim.

Film izlemeyi çok severim. Sadece sigara paramı düşündüğüm zamanlar bol bol sinemaya giderdim, artık o bana geliyo. Sinemada izlemeyi pek sevmiyorum artık zaten, izlemeyi beceremeyenlerden sıkıldım. Paraya yazık oluyor. Her erkeğin hayali bi plazma + home theatre alıp kendimi aylarca eve kapatıcam zengin olunca.

Öyle işte... Hayatımda yazdığım en detaylı 'hakkında' sayfası oldu lan bu. Yehh!..

True Blood: Vampirler sosyal olursa...

Takip ettiğim tüm dizilerin sezon bitirmesi, evimde tv olmayışı, gece yatarken torrenti açık bırakma arzusu gibi sebeplerden dolayı yeni bir dizi arayışına girdiydim. Şunlar ilgimi çekti;
  • Moonlight
  • Dirt
  • Terminator: The Sarah Conor Chronicles
  • True Blood
Aslında bir de 'bilmemne oteli' gibi birşey vardı da, onun adını unuttum. e2'de reklamlarını görmüştüm, keşke yazsaydım bi kenara. Neyse, Moonlight'ın 1. sezonunu İzmir'deyken izledim (cnbc-e sağolsun gecelerim boş geçmedi) . Terminatörün de 2. sezonu sanırım, 2şer 3er bölüm peşpeşe formatında izledim, 1. sezona gerek kalmadı flashbackler sağolsun. Dirt'ün torrentini bulamadım (zamunda, 15-20 kişi kullandığımız accountu multi-user gerekçesiyle banlamış :@ bol bol üyelik verdin de biz mi almadık lan?). Sonuç olarak True Blood'da karar kıldım.

Konusu şöyle oluyor; Japon yapıyor arkadaş! Vampirler için sentetik kan yapıyorlar ve TruBlood ismiyle bunu şişeleyip satıyorlar vampirlere. Teorik açıdan, vampirlerin artık insanları öldürmemesi gerekiyor. Bunu savunan vampircanlar, vampirlerin mülk edinebilme, insanlarla aynı ortamda yaşayabilme, sosyalleşme gibi haklara sahip olmasını sağlıyorlar. Her ne kadar ölü de olsalar, vakti zamanında insan idiler ve doğalarındaki 'illa ki bişeylere karşı olmak lazım' içgüdüsünü unutamamışlar. Dolayısıyla kendi içlerinde de bölünüyorlar aynı zamanda; avlanmayı ve gizlenmeyi isteyenler ile insanların arasında yaşamak isteyenler şeklinde.

Yalnız şöyle bir mevzu var ki, insanlar vampir kanının feci kafa yapıcı ve libido artırıcı bi meret olduğunu keşfediyorlar ve karaborsada vampir kanı satmaya başlıyorlar. Yani yıllardır bildiğimiz 'besin zincirinin tepesindeki vampirdir' yargısı çöpe atılıyor ve onun yerine 'besin zincirinin tepesine oynayan 2 ırk' olgusu geliyor. Twilighttaki 'kurt kuzuyla aşk yaşar' mevzusu burda da var.

Dizi hayvan gibi cinsellik, erotizm, seks, meme, popo içeriyor. Hele bi tane zenci-gay (LaFayette adı) var ki oy oy oy. Karakter muhteşem, homofobik değilseniz seversiniz mutlaka. Zencilerin konuşmasına bayılırım zaten, bu eleman konuştuğunda yarılıyorum. Ayrıca Tara denen çikolatakıza aşık oldum. Fiziksel bi çekim aramızdaki gerçi, olsun... O kadar aksi bi kıza duygusal şeyler besleyemezdim.

Ha bir de, dizinin girişindeki credits kısmı muhteşem (oraya ne deniyor bilmiyorum malesef). Çalan şarkı 'Jace Everett - Bad Things'. Aynı zamanda sağ üstteki playera da ekledim, dinleyebilirsiniz. Videoyu izlemenizi tavsiye ederim kesinlikle.

1. sezonu bitirdim, 2. sezonun 3. bölümüne kadar izledim. Gerisi iniyor şuan. 1 sezon + 9 bölüm var şuan. Öyle işte, güzel dizi. Tavsiye ederim, izleyin.

BSG: " 'İnsan dediğin tek tür müzik dinler!'ci zihniyet..."

Ulan demin bakkala gittim, yine yolda kapı önü teyzeleri vardı... Saat 11 lan, yok mu kocanız mocanız sizin? Ne iş anlamadım arkadaş. Neyse, başka bi mevzuyu yazıcam ben şimdi.

Dün friendfeedde hatunkişinin biri bi post atmış; 'Sagopa Kajmer'in gerici zihniyeti, hayranları tarafından sürekli ya yalanlandı ya da göz ardı edildi... Cüppeli Sapığın cemaatinde çıkmış sonunda :D Hiç şaşırmadım. ... Umarım Sagopa'nın, kenar mahalleli savunucuları artık çenelerini kapatır... Oldum olası iğrenmişimdir kendisinden...'. Hem bu 'kenar mahalleli' lafına tav olduğum, hem de 'bir insanı dinliyorsan, illaki onun ideolojisini savunuyorsundur' düşüncesini güttüğü için tartışmaya katılayım dedim. Arkadaş, ne rapin 'beyin siken müzik' olduğu kaldı, ne dinleyenlerin 'çapulcu' olduğu... Denyonun biri 'şöyle düzgün bi elektrogitar solosu dinleyemeden gideceksiniz ya ona üzülüyorum' dedi. Vahiy mi indi lan öküz (evet, öküze vahiy inmez) ? Nerden biliyorsun benim elektrogitara alerjim olduğunu? Hiç dinlemediğimi ya da sevmediğimi nerden çıkartıyorsun?

Geçen sene, bi türkü barda 'Ahmet Kaya - Şafak Türküsü'nü istediğim için de tepki göstermişlerdi. Orda amacım belliydi, ailecek bir ortamdayız, anne temalı bir türkü dinleyip annemle anacık oğulcuk ağlayalım dedim. Neymiş orda Ahmet Kaya çalınmazmış. Neden? "Ahmet Kaya, kürt mürt, pkk mkk..." cevap bu. E bu türkü de bölücülüğe dair bişey var mı ? Yok. Ölmüş insan, biz bu türküyü dinledik diye maddi/manevi çıkar sağlayacak mı ? Hayır. Ee o zaman?

Hasta oluyorum bu tiplere. 3 kişinin/grubun müziğini dinliyorlar, onların yedi sülalesini ezberliyorlar ve dünyadaki en kuul müzik türü olarak onu görüyorlar. Buraya kadar tamam da, ne hakla dinlediğim müzikten ötürü beni aşağılarsın bre hayvanat? Rap dinleyen çabulcuymuş, eben çapulcu amk...

Arkadaş, müzik evrenseldir. Herkes dinler. İhtiyaç duyulmasaydı tek bir tür olurdu, herkes klasik müzik yapardı, ya da ne bileyim metal müzik yapardı. Neymiş? İnsan ihtiyaçları doğrultusunda çeşitli müzik türlerini dinleyebilirmiş. İhtiyacı da manevi olacağına göre, ruhsal hal bu seçimde etkiliymiş. O zaman neymiş? Müzik türü seçiminde düşünsel halden ziyade ruh hali ipi göğüslüyormuş. Well done, otur pekiyi!

Bu yazı tam bir BSG yazısı oldu anlayana. İlla ki söylemem gerekiyorsa söyliyim, hatta o denli tavım ki bu insanlara açık açık söyliyeyim, Bİ SİKTİRİN GİDİN lan!

(bu yazımı okuyanlar delininbiri'nin 'Türkiye'de Farklı Olmak...' yazısını da okursa çok mesut olurum. belki küfretmek zorunda bile kalmam. o derece yani. okuyun lan!)
 
twitter da kullanıyorum