siyah havyar yiyodum lan ben şimdi!

2004'ten beri öğrenme aşamasındayım. 2007 Ocak'tan itibaren de üretme aşamasına geçtim. Bir çok girişimde bulundum, hepsi de içimde patladı. Eğer şuan bu yazıyı okuyorsanız, ya bu yazının bulunduğu sayfaya google'da "am", "göt", "meme" üçlüsünü aratıp da gelmişsinizdir, ya da sosyal medyayla uğraşan twitter, facabook, friendfeed hesabı olan kişilersinizdir. İlk kesimdenseniz "amınıza koyayım! siktirin gidin xnxx.com'a!", fakat 2. kesimdenseniz, anlatacağım mevzuyu siz okuyun diye yazıyorum.

21. yaş dönümümü 2 ay sonra kutlayacağım, gencim yani daha. Az önce bahsettiğim "içimde patlayan girişimler" var ya, hah onlardan bahsedicem. Zira, epey duymuşsunuzdur sosyal medyada "girişimci" kelimesini. Bu içimde patlayan girişimlerden en büyüğü, birkaç sene önce gerçekleşti. Hala hizmet vermekte olan ADTECH isimli bilişim şirketinin, dosyaci.com isimli bir projesi vardı. Rapidshare gibi bir dosya upload sitesi, fakat tek farkı upload eden kişilerin 15-30-50 gibi kontör miktarı seçmeleri ve bu dosyayı indirmek isteyen kişilerin o kontör miktarı karşılığında dosyayı indirmeleri sayesinde, sistem sahibi (adtech) ve uploaderın kazandığı bir sistem... Lise 2'ye gidiyorum, haylazım ama kafam "internet" dediğinizde salto üstüne salto atıyor. Bir sistem tasarladım;
- Kişiler sisteme üye olacaklar
- Davet ettikleri kişi başına X birim puan kazanacaklar
- Eğer bu dosyaci.com'dan dosya indirirlerse (ki bu dosyalar, txt. içerlerinde bilmem kaç karakterlik kupon kodları var), sistemden o 5X birim puan kazanacaklar
- Her ay en çok puanı kazandıran 3-5 kişi de, mp3 player ot bok kazanacak.

"Eşini dostunu çağır, kredi kazan, puan kazan" diyen, şuan görebileceğiniz sistemlerin hiç biri yokken ben böyle bir sistem tasarladım. Bu sistemi, koda da döktüm. Hatta kullandığım tasarım ise "education" isimli mavili beyazlı ücretsiz bir css template.

Herşey hazır, ben domain seçmeye çalışıyorum. Bir akşam öğreniyorum ki amına koyduğumun koskoca bilişim şirketi Adtech, açılan bir davada kendini savunamayıp kapatılıyor. Bu sistem, en düşük kontör bedeliyle upload edilen dosya indirildikçe 25 kuruş komisyon ödüyordu. Sisteme toplamda 10 bin kişinin girdiğini, günlük de 500 download olduğunu varsayalım.. Günlük 125 TL net kazanç :) Lise 2'ye gidiyorum lan ben! 30 yılını orduya verip de, 10 milyar emekli maaşı almış bir subayın oğluyum  ben. Babam bu kadar kazanmıyor :)

Travmayı atlattım falan. Tüm GSM operatörlerine mail attım, benzeri bir sistemi kurabilmek için. Sadece Turkcell geri döndü. O da ayrı bir komedi. Bodrum'dayım, denizden çıkıyorum eve geliyorum telefonda 1 cevapsız çağrı. Trcell numara, tanımıyorum, çağrı atıp kapatıyorum. 10 dakika sonra telefon çalıyor, "Merhaba. İbrahim Bey'le mi görüşüyorum?".. Koca çağrı merkezini çaldırıp kapatmışım :D Falan filan derken, ablam bana callcenter, teknik eleman falan 20 milyar civarında bir masraf çıkartıyor. Dedim ya 30 senenin sonunda babam 10 milyar ikramiye almış, ben lise 2 ye gidiyorum. Nerden bulabilirim ki bu parayı?

Bulamıyorum tabi. Hayallerimi yıkan güzel sesli trcell ablasına küfredip hayatıma devam ediyorum. Ha bunu neden anlattım? Daha beterlerini yaşamış olan Ixan'la laflıyorduk msnden. Laf döndü dolaştı bu "girişimcilik" mevzusuna geldi. Hesapladım da 4 sene oluyor aşağı yukarı, ben lise 2yi ve o Trcell ablasını atlatalı. 365 günden 4 yıl... Günlük 125 liradan, matematiğimin yetmeyeceği kadar para... Şuan her sabah röptaşambrmı giyip, ekmeğime siyah havyar sürüyor, "Sebastian sen motoru ısıt ben geliyorum" diyip, Range Rover'ımla okula gidiyor olabilirdim :) Off off!

Ulan Adtech! Paraya kıyıp da kendini adam gibi savunaydın nolurdu be amına koyduğum?!

Sosyal sorumluluk projesi

Bana araba alır mıyız? Mantıklı olanı almamak da, hangimiz sürekli mantıklı olanı yapıyoruz ki? Hadi, bi çılgınlık yapalım ve bana araba alalım. Okula gidiyorum, iş güç koşturuyorum, doğru düzgün saatlerde yatıp kalkıyorum falan. Hayatımı düzene sokmaya başladım, çabalıyorum en azından. Ufak bir ödülü hakettim bence. Ufak dediysem de, Citroen Saxo demedim. İçine sığabileyim en azından.

Şaka maka balataları yaktım yakıcam (kendi balatalarımdan bahsediyorum). Görkem ibnesi yeni eve taşındı geçenlerde. Eskiden de ayrı evdeydi ama şimdi taa ebesinin amında bir yerde ayrı evde... Görüşemiyoruz dolayısıyla. Sevgilisinin yanında kaldığı zamanlar görüşüyorduk, iki yol muhabbet ediyorduk falan. Ders programlarımız da çok alakasız, okulda rastlaşsak falan fena olmazdı. Salıları Togan'la takılıyoruz. Ders programımda öğlen 3 saat boşluğum var. Hoca blok işliyor dersi, o 3 saat oluyor sana 4 saat. Dersten çıkıp eve gelirsem %98 gitmiyorum öğleden sonraki derse. Bu %98 de kesin bir rakam bu arada. Geçen seneden bu yana iki ders arası eve gelip, çok nadir derse döndüğümün matematiksel ifadesi. Hatta istatistiksel ifadesi, çünkü ben istatistik okuyorum.

Neyse her zaman olduğu gibi alakasız bir detayla yazının gidişatının amına koyduğuma göre kaldığım yerden devam edebilirim. Ne diyodum, hah.. Togan da eve gitmeyeyim diye benle takılıyor bu boşlukta. Akşam da bende kalıyor, kah içiyoruz sıçıyoruz, kah zorla video/film izletiyorum çocuğa.. Yakında telefonda şu şekilde diyaloglar yaşamamız mümkün bence;
+ Hacı nabıyon? İşin mişin yoksa görüşelim mi?
- Abi karnım ağrıyo gelemem
+ Gel olm sıcak bi tarhana çorbası falan şeyederiz, çay may.. Geçer karnının ağrısı. Ha ?
- Abi yanlış anladın sen, gürültüden olsa gerek. Kaynım ağlıyo abi, bırakamam şimdi adamı..
+ Siktir git. Ne zaman evlendin amcık?!
- Abi sesin kesiliyo. Tünele giriyorum.
+ Piç..
Kullanmaya kullanmaya iletişim kurma yeteneğimi kaybetmişim. Hani doğal seleksiyon değil de öbürküsü.. Evrim ile açıklanan dalga gibi oldum işte. Zorla komik video izletiyorum lan çocuğa. Bildiğin kendim dahil herkesin tiksindiği insan modeli oldum çıktım. İçince çenem düşmeye başladı, saçma sapan detaylar vermeye uzattıkça uzatmaya başladım. Geçenlerde askerlik mevzularına geldi muhabbet (elemanlardan biri yeni gelmiş askerden), her ne kadar askerlik konusunda sokaktaki çocuktan fazla bilgiye sahip olmasam da ortamdaki tek asker çocuğu olarak bi ton şey anlattım. Sürekli de "abi bak yanlış anlamayın, hani babam asker ya ordan biliyorum ben de" diyip durdum. Muhabbet kesiliyor, elemanlar başka birşey konuşuyorlar, o bitince ben kaldığım yerden devam ediyorum babamı anlatmaya... Eve gelince önce utandım, sonra tuvalete gidip kafamı gözümü aynaya lavaboya vurmak suretiyle terbiye ettim kendimi.

Sadece reel yaşantıyla da sınırlı da değil bu durum. Geçen gece yine kafam taşak gibiyken, Han'ın kalp ağrısına çare ararken, nerden çıktıysa "olm o da bişey mi. bak şimdi.." ile başlayıp, 45 dakikadan daha uzun bir süre boyunca ex yarimle yaşadıklarımızı anlattım. 30-40 satır yazıyorum, "anlamadım?" diyor, 10 satır geriye gidip olayı anlatıyorum, sonra devam ediyorum. Takibinde bi 30-40 satır daha yazıyorum, o yine anlamıyor.. Bu şekilde loop'a aldım kendimi, çocuk napacağını şaşırdı. O gün bugündür tumblr'da paylaştığım şeylere layk bile atmıyor. MSN'den gidip de "ahah süper dimi. bak bi de bu var..." diye devamının geleceğinden korkuyodur muhtemelen.

Bu vahim durum, kendi kendine geçip gitmeyecek. Hani "zamana bırakalım" diyemiyoruz (evet, biz. sen de dahil oldun duruma.). Zaman denilen yavşak, hiç bir problemi çözmüyor çünkü, sadece o problemle yaşamayı öğretiyor. Bir ton şeyi zamana bıraktım, ama buraya kadar. Ürettiğim çözüm ise bir köpek almak. Sahiplenmek daha doğrusu. Yıllardır bir alman kurdu alayım istiyorum, fakat imkan olmadı işte. "Benim köpeğimin sorumluluğunu ailem yüklenmek zorunda olduğu sürece, ne anlamı var" diye düşünüyordum. Artık bu olay geçerli değil tabi, ailemden ayrı yaşıyorum. İtin her haltıyla ben ilgileneceğim. Hem uğraş olur, oyun oynar, eğiticem diye uğraşırım. Daha fazla dışarı çıkmak zorunda kalırım (en azından sabah/gece gezdirmek lazım tabi)...

Falan filan işte, arkadaş olur kısacası. Fakat bu noktada da şöyle bir sorun devreye giriyor; İzmir'e nasıl gideceğiz? "Ben gelemiyorum İzmir'e, köpek var malum.." desem, saçma sapan "köpek mi biz mi" tripleri yaşamak istemiyorum. İşi gücü olan koca koca insanların, beni görebilecekleri 2-3 gün için 400-500 kilometre yol gelmeleri (dolayısıyla gitmeleri) de acımasızlık.. Dolayısıyla, bu noktada siz devreye giriyorsunuz. Ceykıl kardeşinizin ruh sağlığını düzeltmek, onu topluma kazandırmak, sorumlu ve mutlu bir birey haline getirmek için bi sosyal sorumluluk projesi şeyedelim diyorum. Aklımda üç format var;
  1. El birliğiyle (çoğunlukla sizin elleriniz tabi) bana bir araba alalım.
  2. Senede en az bir kere (haziran diyelim hadi buna), kısa bir süreliğine (bu da yaz tatili süreci olsun) yardımsever ve son derece sorumlu birey abi/ablalardan biri arabasını bana versin.
  3. Devlet Demir Yolları'na baskı yapalım, bana özel bir kart çıkartılsın. Yanımdaki koltuğa 50 kiloluk bir alman kurdu oturtabileyim. Komple perdeli bilmemneli kompartımanı kapatmaya bile razıyım ben (4x25 den 100 lira eder).
Ne diyorsunuz? Yardım edersiniz di mi? Geridönüşlere göre formatlardan birini seçip, ona göre plan program yapalım. Proje yöneticisi, proje sekreteri, proje sözcüsü, proje çaycısı gibi görevlileri belirleyelim. Programa göre ilerleyelim. Hala kurtarılabilecek birkaç balatam varken, bir an önce kurtarıp topluma kazandıralım beni. Sonuçta bir noktada sizin geleceğinizim ben. Gelecek bana emanet. Hadi Allah'a emanet..

Ceykıl ve Sosyalleşme Denemeleri vol.1

(:

Bulunduğum ruh halinin güzelliği, içebildiğim bira sayısıyla doğru orantılı. Ben bunun farkına vardım bugün. Hatta az önce vardım, çok da geçmedi üzerinden. "İçebildiğim"den kastım, canımın içmek istediği vakit içmek istediğim kadar içebildiğim. Yoksa 3 bira içersem 3 birim, 10 bira içersem 10 birim, 15 bira içersem 15 birim.. şeklinde değil.

Eylül başından beri (geçen haftaya kadar) 2 bira içtim. Bu hafta biraz kıçımı sıktım, biraz şansım yaver gitti üç beş kuruş para kazandım. Hepsini alkole yatırmadım tabiki, muhabbet olduğunda istediğim kadar içebildim. O kadar pozitif bir ruh halindeyim ki anlatamam. "Hacı Los Amigos'tayız, kop gel" dediklerinde kafamda uçuşan artı eksiler, rakamlar falan.. Onların olmaması o kadar güzel ki.. Neyse, şerefe..

Ayrıca buradan, 3 liralık patates kızartmasını kapıma kadar getiren McDonalds'a teşekkürlerimi iletiyorum. Her ne kadar kurye arkamdan 7 sülaleme küfretse de..

Bu yazı her ne kadar bir alkoliğin, alkole ulaştığında mutlu olmasını anlattı gibi görünse de, temelde kazandığı parayı dilediği gibi harcayabilen bir bireyin mutluluğunu yansıtmaktadır.
 
twitter da kullanıyorum